MENU

AKP Belediyelerinde İstifalar: Metal Yorgunluğu mu İnşaat Yorgunluğu mu?

 

Taci Keser –

 

Gazetelerin güncel siyaset sayfaları bu günlerde AKP teşkilatlarındaki istifa haberleriyle şekilleniyor. İl ve ilçe yönetimlerinden belediyelere, belediyelerden genel merkeze uzanan hummalı bir temizlik çalışması göze çarpıyor iktidar partisinde. Eylül ayının flaş haberi, 13 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını yürüten Kadir Topbaş’ın sessiz sedasız gidişiydi. Ekim ayıyla birlikte istifalar ardı ardına sökün etmeye başladı. Ekim ayında gazeteler, kimi partisine bağlılık açıklamaları içeren, kimiyse satır aralarında uğradığı düş kırıklığını açıkça dile getiren siyasilerin demeçleriyle dolup taşıyordu. Cumhurbaşkanı tarafından açıkça ifade edilen üç ismin, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Edip Uğur ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in istifaları geciktikçe, bu isimlerin içten içe, kapalı kapılar ardında yürüyen pazarlıklarla şekillenen bir direnişin tohumlarını ekmekle meşgul olma ihtimali dile getirilmeye başladı. Yine de ikbalini bir tek adamın şahsında billurlaştıran bu hareketin neferlerinin, hele ki Fetullah çetesiyle geçmiş münasebetleri deşifre edilerek bütün bir geleceklerinin yerle yeksan edilme olasılığını düşünmeksizin açık bir direniş hattı örmesi, en azından günümüz koşullarında pek de mümkün görünmüyor.
 
Oysa söz konusu temizliğin sinyali henüz Mayıs ayında, Erdoğan’ın yeniden döndüğü AKP Genel Başkanlığı koltuğunda ilk konuşmasında verilmişti. “Bu yılsonuna kadar”, diyordu Cumhurbaşkanı, “il teşkilatlarımız, ilçe teşkilatlarımız, belde teşkilatlarımız… tamamını güncelleyeceğiz. Yeniden gözden geçireceğiz. Çünkü ortada bir metal yorgunluğu var. Bunu aşmamız lazım. Onun için de çok daha dinamik ekiplerle inşallah 2019’a hazırlanmamız gerekiyor.”
 
Bu konuşma güncel istifaların en sık yinelenen ilk gerekçesini açıkça dile getiren bir konuşmaydı. Referandum “kıl payı!” kazanılmış, seçim performansı yeterli bulunmayan ya da oy oranı negatif bir seyir izlemeye başlamış teşkilatların daha azimli, Reis’e daha içten bir bağlılık sergileyenlerle değiştirilmesi söz konusuydu. 2019 yılında YSK’nın tarafsızlığını tartışmaya dahi fırsat tanımaksızın, net bir galibiyet alınmalıydı.
 
Bu denli üzerinde durulmasa da sıklıkla dile getirilen bir ikinci gerekçe, Fetullah çetesi ile geçmiş münasebetlerin ağırlığını taşıyan teşkilatların temizlenmesi, yeni bir “milli cephe” yükselirken, fazlasıyla deşifre olmuş geçmiş işbirlikçilerin vitrinden sökülüp atılarak, FETÖ ile mücadelenin pir-ü pak isimlere devredilmesiydi. Yine de on binlerce kişinin söz konusu gerekçeyle hapse atıldığı, işinden uzaklaştırıldığı bir dönemde, yerel teşkilatların önde gelen isimlerinin nazikçe istifaya davet edilmesi, kamuoyu nezdinde hiç de adaba yaraşır bir tutum olarak algılanmayacaktı. Üstelik koskoca partide geçmişte bir biçimde bu çete ile teşrik-i mesaide bulunmamış kaç üst düzey yönetici vardı ki?
 
Üçüncü gerekçe, yöneticilik görevi sırasında yolsuzluklara bulaşmış, kendisine ve yakınlarına yasadışı menfaatler sağlamış, ya da en azından böylesi ilişkileri kamuoyunda sıkça tartışılmış isimlerin tasfiyesiyle, partinin uzun iktidar yıllarının yıprattığı “ak parti” ifadesinin yeniden sözcük anlamındaki içeriğe atıfla dillendirme isteğiydi. Ancak doğrudan doğruya yozsuzluğa bulaşmış bir veya birkaç ismin başka herhangi bir yola başvurmaksızın yargıya havale edilmesi, bu içeriği yeniden inanılır kılmaya daha fazla hizmet edebilirdi.
 
Dördüncü bir gerekçe, AKP’nin mutlak toplumsal itaat talebinde bulunduğu günümüz koşullarında hiç de yabana atılmaması gereken bir olasılık olarak beliriyor. Üstelik bu, kamuoyunda açıkça tartışılması pek de mümkün görülmeyen bir olasılık. Yine de partinin yerel teşkilatlarında öne çıkan insan malzemesi göz önüne alındığında, bir gerçeklik payı taşıması güçlü bir olasılık bu. Geçmişte defalarca karşılaşıldığı üzere, uzun ve güçlü bir iktidarın ikbal düşkünlerinin, her türlü değer yargısını pragmatik amaçları için kullanmaya tam anlamıyla teşne insanların istilasından kaçınması neredeyse imkansızdır. Üstelik Türkiye söz konusu olduğunda, eski bir gömleği değiştirircesine kolayca ideoloji değiştirmeye eğilimli kimselerin “üstün zekâlarının” hayli takdir gördüğü, sebat etmenin küçümsendiği bir ülkede, AKP teşkilatlarının da her renkten fırsatçıyla dolup taşması doğal sonuç olmuştur. Bu, bir anlamda Özal ideolojisinin zaferi (Benim memurum işini bilir!), bir anlamda 12 Eylül’ün mirasıdır (Aman evladım, olaylara karışma. Herkes kendini kurtarır, olan gene sana olur!).
 
Ancak AKP özelinde bu çekim alanının zımni bir sözleşmeyle şekillendiği ileri sürülebilirdi. Şurası açıktır ki, parti teşkilatları “içkisini zulada içen”, “kumarı web üzerinden oynayan”, “tetkik gezilerini Ukrayna barlarında eda eden”, “eşin dostun arazisinden yol geçirip cümlesini ihya eden” ve hepsinden önemlisi ilk ayağı takıldığında partinin kuyruğuna teneke bağlayacağı muhakkak olan her türden fırsatçıyla dolup taşmaktadır. Pasta geniş, yağma alanları bakir ve verimli olduğu müddetçe, parti çalışmalarında atak, oy toplamada mahir, öteki ikbal avcılarını mücadeleye sevk etmekte cevval olmaları koşuluyla, bu fırsatçılar hoş görülmüştür. Ancak ekonomik göstergeler yardım çığlıkları atmakta, pasta daralmaktayken, derelerin, ormanların ve kent arazilerinin yağmasından pay isteyenlerin sayısında anlamlı bir düşüşe rastlanmamaktadır. Olası bir ilk tökezleme sonun başlangıcı olacaktır. AKP ileri gelenleri bunun farkındadır.
 
Oysa yerellerde, AKP’nin hayali atalarına referansla sık sık sözünü ettiği Osmanlı’nın iltizam düzenine benzer dükalıklar giderek güçlenmiş, merkezi mücadeleye sundukları destek giderek azalırken, zamanlarının büyük kısmını şahsi menfaat arayışı doldurmaya başlamıştır. Kent meydanlarını Reis’in posterleriyle donatmak, vara yoğa mehter alayı tertiplemek, saat kulesinden ilkokula, mahalle çeşmesinden akarsuya diyelim ki “15 Temmuz Şehitleri İlkokulu, 15 Temmuz Demokrasi Çeşmesi, Milli İrade Tatlıcısı” gibi isimler vermek kabilinden göstermelik faaliyetler, merkezi mücadeleye hatırı sayılır bir katkı sunmanın çok uzağında kalmaktadır.
 
Mücadele sertleşmektedir. Mültezimler kendi derdine düşmüştür. Merkez bunun farkındadır ve önlem almaya çalışmaktadır. O kadar.