Başkan Putin’in Popülerliği Nasıl Açıklanmalı?

 

 
 
David Mandel –
 
Putin’in kısa seçim kampanyası süresince yaptığı konuşmalar hükümetinin içişlerinde olduğu kadar uluslararası alandaki yönelimlerinde de büyük çaplı bir değişim öngörmeye olanak vermiyor. Uluslararası alanda “Batı”yla ilişkilerdeki bozulmanın devamını -ki bunun müsebbibi büyük oranda Batı’dır- bekleyebiliriz. Aynı zamanda 24 yıllık bir iktidardan sonra Putin’in çekilme hazırlıklarına dair de ciddi bir çabanın sarf edileceğini düşünebiliriz. Fakat kişisel yozlaşmışlık ilişkilerinin bu denli önemli bir rol oynadığı bir sistemde Putin’in gidişi de kesinlik taşımıyor.
 
Sözcüleri dahi rejimi “yönlendirmeli demokrasi” olarak nitelendirdi. Örgütlü ve kamusal hiçbir muhalefete tahammül göstermeyen klasik bir diktatörlükle, bunları hoş gören (fakat egemen sınıfın çıkarlarının kaba baskıcı güçten başka araçlarla sağlandığı) liberal demokrasi arasında bir yerlerde konumlanan bir rejim bu. “Yönlendirmeli demokrasi” siyasal özgürlüklere ancak siyasal elitin iktidarının sürekliliğine ciddi bir tehdit oluşturmadıkları takdirde tahammül gösteriyor.
 
Yönlendirmeli Demokrasi
 
Bununla birlikte Putin’e halktan gelen destek yalnızca devletin baskıcı uygulamaları ve idari denilen kaynakların aşırı kullanımıyla açıklanamaz. Bu kaynaklar arasında başlıca televizyon kanalları üzerinde devlet denetimini, kamusal gösterilerin ciddi biçimde sınırlanmasını, kamu sektöründe çalışanlar üzerindeki çeşitli baskıları ve gerektiğinde seçim sahtekarlıklarını sayabiliriz.
 
Putin’in popülerliği hiç şüphesiz rejim tarafından düzenli olarak besleniyor. Fakat halk arasında reel bir tabana da sahip, her ne kadar bu tabanı, rejimin bu yöndeki çabalarından ayrı tutmak zor olsa da.
 
Ben bu tabandan bahsetmek istiyorum.
 
Birinci unsur Putin’in iktidar dönemi ile Yeltsin’inki arasındaki, bilhassa iktisadi yönden derin tezattır. En genç olanların Yeltsin dönemine ait kişisel anıları olmasa bile, bunlar kolektif hafızada canlı biçimde varlıklarını koruyor. Geçtiğimiz yüzyılın doksanlı yılları çok derin ve uzatmalı bir iktisadi depresyonun ve hiper-enflasyonun yaşandığı, nüfusun dramatik düzeyde yoksullaştığı, kitlesel bir işsizliğin meydana geldiği, aylık ücret ve emeklilik maaşı ödemelerinin aksatıldığı (kimi zaman aylar boyunca), kültürel mirasın yağmalandığı, ekonominin geniş kesimlerinin mafyanın denetiminde bulunduğu bir dönemdi.
 
Fakat esas olarak Putin’in çabaları sayesinde değil de doksanlı yılların sonundan itibaren petrol fiyatlarının uçuşa geçmesiyle bu süreç durdurulup tersine evrilmişse de bu, Putin döneminde olmuştur. Halk sınıflarının yaşam düzeyinin şu son yıllarda sabit kaldığı, hatta gerilediği doğrudur. Ancak 2000-2010 arası hızlı bir yükseliş yaşanmıştı ve doksanlar ile bugün arasındaki karşıtlık halkın hafızasında canlılığını koruyor. Halk refahının demografik göstergelerinden birini verelim: 2000 yılında ortalama yaşam süresi 65 yaş iken (Kanada’da 79’du), bugün 72 yaştır.
 
Mafya, Oligarklar ve Devlet
 
Batı’da yanlış biçimde Putin’e atfedilen demokrasinin ilgası meselesine gelirsek, o da aslında olgusal olarak Yeltsin dönemine dayanır. Putin en azından mafyayı ekonominin denetiminden uzaklaştırdı ve şiddet üzerindeki devlet tekelini tekrar sağladı. Kanunsuzca elde ettikleri servete dokunmamakla birlikte oligarkları ehlileştirdi (siyasal hayata müdahale etmekte ısrarcı olanlarınki hariç). Devletin bütünlüğünü tehdit eden merkezkaç eğilimleri de durdurdu, Çeçenistan’da olduğu gibi bunu terörist yöntemlerle gerçekleştirdiyse de.
 
Putin’in popülerliğinin ikinci etkeni saldırgan olarak algılanan bir Batı’ya karşı Rusya’nın egemenliğini vurgulamış olması. Halktaki bu algılayışın bence gerçeklikte önemli bir zemini var. Doksanların Rusyası’nın G7’nin ve bilhassa ABD’nin sömürge idaresi altında bulunduğunu ifade etmek çok abartılı olmaz. G7’nin talebi üzerine Dünya Bankası ve IMF tarafından hazırlanan şok terapisi, bir sanayi devini birkaç yılda doğal kaynak ihracatına bağımlı bir ekonomi haline getirdi. Bu politikanın kabulü G7’nin Yeltsin rejimine desteğinin koşuluydu, ki bu Yeltsin için son derece değerliydi.
 
G7 aynı zamanda Ekim 1993’te Yeltsin tarafından demokrasinin ilgasını cesaretlendirip onayladı ve 1996’da başkanlık seçimlerinin gaspını uygun buldu. Bunlara 1999’da Rusya’nın tarihsel müttefiği Sırbistan’ın NATO tarafından uluslararası hukuka aykırı biçimde bombalanışını; ABD’nin anti balistik füze anlaşmasından çekilmesini; NATO’nun durmaksızın genişleyişini ve nihayet Batılı devletlerin Ukrayna’daki rejimin silah yoluyla devrilmesi ve devamındaki iç savaşta oynadığı rolü eklemek gerekir.
 
Putin rejiminin halkta vatanseverliği geliştirmek için çok ciddi bir çaba sarfettiği doğrudur -Kırım’ın ilhakının yıldönümüne denk gelmesi için başkanlık seçimini dahi erteledi. Bununla birlikte bu çabaları için verimli bir ideolojik zemin de bulunuyor Rusya nüfusu içinde (en neoliberal kesimler haricindeki tüm siyasal hassasiyetlerde). Bunu anlamak için, ülkenin tarihini biraz bilmek ve kendi tek kutuplu dünyasını savunma derdindeki NATO’nun, özellikle de ABD’nin politikasının saldırgan karakterini kabul etmek gerekir.
 
Putin’in popülerliğinin önemli üçüncü etkeni Ocak 2014’te Ukrayna’da “haysiyet devrimi” adıyla anılan olayların felaket sonuçlarıdır. Burada meydana gelen, yozlaşmış fakat yasal biçimde seçilmiş bir hükümetin, halkçı kökenlere sahip olan ancak hızla silahlı neofaşist güçlerin ve NATO ülkelerinin elçilerinin katıldığı bir hareketle devrilmesidir. Hükümet tarafından denetlenen Rus medyasının Ukrayna’ya dair bir kaos ve felaket imgesi yaydığı doğruysa da, durumu çok fazla abartmalarına ihtiyaç olmadığı da bir gerçek.
 
Nasıl yaklaşırsak yaklaşalım (aşırı-milliyetçilerin ve Ukraynalı oligarkların bakış açısı haricinde) Ukrayna’daki durum halk sınıfları açısından radikal biçimde kötüleşmiştir, bu da Rusya’daki durumu bir o kadar daha olumlu göstermektedir. Bu fark Putin rejiminden nefret eden Rusların dahi siyasal tercihleri üzerinde etkili oluyor. Rejimin inandırıcı alternatiflerin ortaya çıkmasını engelleme çabaları bu durumu kolaylaştırsa da, Ukrayna’daki halin büyük yardımı dokunuyor.
 
Rusya gençliği hakkında da iki kelam. Son döneme ait haberlerde gençlik içinde Putin’e olan desteğin, nüfusun geri kalan kısmından daha da güçlü olduğunu gösteren kamuoyu araştırmalarına gönderme yapılıyor. Bu doğru olabilir – genç kitle yaşlı nüfustan daha da apolitik görünüyor. Bununla birlikte 2017 senesi, yozlaşmaya karşı mücadelede öne çıkan Alexei Navalny’nin çağrısıyla esasen 16-24 yaş arası gençlerin katıldığı çok büyük gösterilere tanık oldu. Bu gençler son derece gerçek gözaltı ve tutuklama tehditlerine karşı (ki yüzlerce oldu) sokağa çıktı. Bu eylemlerden birine katılmış biri olarak, şunu söyleyebilirim ki bu gençlere sokağa döken iktidarın en üst kademelerindeki yozlaşmadan ziyade özgürlüklerine dayatılan keyfi sınırlamaların reddiydi. Gençlik içindeki bu uyanış başlangıcı belki de Rusya’nın siyasal sahnesindeki bir değişimin habercisidir.
 
 
Kaynak: http://www.pressegauche.org/Comment-expliquer-la-popularite-du-president-Poutine
 
Çev. U. A.
 
David Mandel, Montreal’de Quebec Üniversitesi’nde profesör ve Rusya ve Ukrayna İşçi Demokrasisi Okulu’nun eşdirektörü.