MENU

Cinayetler Homofobi ve Arap Karşıtı Irkçılık Arasındaki Bağı Ortaya Çıkarıyor

aug3

 

Alex Shams –
 
University of Chicago’da Antropoloji Bölümünde doktora öğrencisi olan Alex Shams aynı zamanda Batı Şeria’da gazetecilik yapmakta. Kudüs Gey Onur Yürüyüşü’ne düzenlenen bıçaklı saldırı sonrası kaleme aldığı bu yazı milliyetçi ırkçılık, dinci aşırıcılık ve homofobi arasındaki bağı açığa kavuşturuyor. Enternasyonalist, anti-homofobik dergi Yeniyol olarak, dayanışmayla…

 

Arkasında bir ölü ve beş yaralı bırakan en son Kudüs Onur Yürüyüşü’ndeki bıçaklı saldırı,  cinsellik meselelerinde ilerici olmakla övgü alan İsrail’de LGBT topluluğunun yüz yüze kaldığı zorlukların pek çok kişi tarafından sorgulanmasını sağladı. İsrailde öfke muhtemel bir saldırıya karşı eksik kalmış olan polis hazırlığına ve de olayın gerçekleştiği yükselmekte olan dinci Yahudi aşırıcılık iklimine yönelmiş durumda.
 
16 yaşında olan Shira Banki 30 Temmuz’da dindar bir Yahudi aşırıcı olan Yishai Shlissel adlı saldırgan tarafından kasap bıçağıyla öldürüldü. Gey Onur Yürüyüşü’nün Kudüs’te düzenlenmesinin tanrıya karşı, Yahudi din hukukuna da aykırı olduğunu savunan Shlissel olabildiğince insanı öldürmek ve  sakat bırakmak amacıyla kasap bıçağını rastgele sallayarak yürüyüşe saldırdı.
 
Shlissel’in Onur Yürüyüşü’ne yalnızca bir kaç gün kala hapisten çıkmış olmasının ortaya çıkması herkesi şaşırtmıştı. Suçu mu neydi? 10 yıl önceki aynı Gey Onur Yürüyüşü’ne yine bir kasap bıçağıyla saldırmış ve o zaman da üç katılımcıyı bıçaklamıştı.
 
Kudüs’ün her zaman dinsel bir şehir olmasına rağmen, son yıllarda aşırı gelenekselci Yahudi gruplar giderek daha da artan bir serbestlikle diğer vatandaşların nasıl yaşam sürmesi gerektiği konusunda hüküm vermekteler.
 
İsrail’in tamamında olduğu gibi toplu taşıma Yahudi Şabat’ında kapanır. Ancak giderek artan bir şekilde Batı Kudüs’te aşırı gelenekselci göstericilerin hedefi halinde Cumartesi günleri açık olan özel otobüsleri de kapanmaya zorlanmakta ve diğer başka sürücülerin engellenmesi için dahi yollar kapatılmakta.
 
Dindar mahallelerde, kadınların kılık kıyafetini denetleyen edep-ahlak devriyeleri de düzenleyen aşırı gelenekselci dindar gençler kadınların rol aldığı reklam afişlerini yırtmakta. Hatta bazı kamu otobüsleri ve yaya kaldırımları resmi ya da gayri resmi olarak toplumsal cinsiyete göre ikiye ayrılmış durumda. Seküler Yahudi vatandaşlarsa genellikle bu zorlamalardan şikayetçi, oysa nedenini anlamak hiç de zor değil.
 
Gelgelelim Banki cinayetini dini kural ve kaideleri seküler Yahudilere dayatan aşırı gelenekselci Yahudilere odaklanarak açıklamak, hikayenin yalnızca bir kısmıdır. Bu, Yahudiler arasında da sergilenen şiddetin ve çatışmaların nedeninin ancak pek azını hesaba katmak olur. Son on yıllarda bütün bir İsrail toplumunda yaygın olan dinci Yahudi aşırıcılığın şiddet türüne bakmak daha öğretici olacaktır: Filistin karşıtı ırkçılık.
 
Banki bıçaklandıktan saatler sonra, Yahudi aşırıcılar Batı Şeria’nın Douma köyünde Filistinlilere ait bir evi kundakladılar. Ali Devabişe adlı çocuk öldü, ve ailesinin geri kalanı şiddetli yanıklarla ancak kurtuldu.
 
Bu saldırı münferit bir olay değildi: Filistinli otoriteler sene başından beri radikal Yahudi yerleşimcilerin Filistinli sivillere yaklaşık 370 saldırı gerçekleştirdiğini, yaklaşık iki düzine kilise ve caminin de hedef alındığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler de 2006 ve 2014 yılları arasında Filistinlilere karşı yerleşimciler tarafından 2.100 saldırının gerçekleştiğini, 17.000 yaralı ve 10 ölünün olduğunu kaydediyor. İsrailli insan hakları örgütleri İsrail kaynaklı soruşturmaların neredeyse yüzde 99’unun mahkumiyet almadan sonuçlandığını, radikal Yahudilere verilen pek az sayıda hükmünse oldukça müsamahakar olduğunu belirtiyorlar.
 
Öte yandan zaten İsrail devletinin kendisi de bu ırkçı terörden çok farklı durumda değil; İsrailli otoriteler Filistinlileri “vahşiler” diye addededip, ölümlerini gayri insanileştirip meşrulaştırdıkça bu şiddeti de cesaretlendirmiş oluyorlar. İsrail’in şimdiki Savunma Bakanı, Eli Ben-Dahan daha önce Filistinlilerin için “insandışı, canavarvari yaratıklar” derken Adalet Bakanı Ayelet Sheked de “Filistin halkının tamamı düşmandır.” beyanında bulunmuştu.
 
Bu ırkçı tahrik kültürünün arka planı ise 500.000 İsrailli’nin Filistinlilerden alıkonulmuş topraklar üzerinde İsrail’in sivil yasalarının keyfini sürüp yaşadığı, öte yandan milyonlarca Filistinlinin ise askeri yasalar altında tutulduğu, İsrailin Batı Şeria ve Gazze Şeridini işgal ettiği 1967 yılına dayanmakta. Gey Onur Yürüyüşü saldırganı Shlisselin kendisi de Batı Şeria’da aşırı gelenekselci bir yerleşim birimi olan Modiin de yaşamış.
 
Batı Şeria’daki aparteid rejimi İsrail’in kendi içindeki iki kademeli vatandaşlık rejimi ile birleşmiş ve – Filistinli çoğunluğunun bir zaman önce atılıp geri dönüşlerinin yasaklandığı 1948 yılından bu yana  – Arap karşıtı ırkçılığın genel geçer norm yapıp Filistin karşıtı şiddeti affedilebilir kılmıştır.
 
Tevekkeli değil 2.200’den fazla Filistinli’nin –ki 62 den fazla aile evlerinin içindeydi –Gazze’de İsrail askeri tarafından bombalanması Yahudi İsrail kamuoyunun yüzde 90’ından fazlası tarafından kabul görmüş, hatta hükümeti daha da ileri gitmeleri için cesaretlendirmişlerdi. (İsrail nüfusunun Arap olan yüzde 20’lik kesimi haricinde.)
 
Filistinlilere karşı denetimsiz Yahudi yerleşimci terörüne göz yumarak, İsrail hükümeti milliyetçi ve dinci Yahudi şiddetini dokunulmaz bir kültür olarak cesaretlendirmiş oldu. Bu zehir ekseriyetle Filistinlilere yöneltilmiş olsa da, İsrail’in yerleşimci hareketinde cisimleşen ırkçı milliyetçiliğin ve dinsel aşırıcılığın bu çok tesirli alaşımı, mensubu olmayan herkes için bir tehdit aslında.
 
Shira Banki’nin bıçaklandığı Batı Kudüs’teki bölgeden bir kaç yüz metre uzaklıkta Lehava adlı bir grup haftalık eylemlerini düzenliyor. Bu grubun öncelikli amacı Arapların Yahudilerle karışık yaşamasına izin verilmemesi iken, birincil hedefleriyse Arap erkeklerle çıkan Yahudi kadınlar – öyle ki bu grup Yahudi gen havuzunu Arap kanının “zehirinden” korumak için düğün protestoları dahi düzenliyor.
 
“Ötekiye” duyulan nefretin çok uzun zamandır denetimden çıktığı İsrail toplumunda bu haftalık eylemler bir hayli dikkat çekti. Ne ki eylemlerden sonra o bölgeden geçen Filistinli yayalara yapılan saldırılar aynı dikkati çekmiyordu.
 
Bu grubun amacı ırkların karışmasını engellemeye ek olarak, bir de inandıkları üzere Yahudi ırkını korumak adına heteroseksüelliği yüceltmek ve korumak. Bıçaklı saldırının olduğu aynı gün, üyeleri Gey Onur Yürüyüşü’nü protesto ederken bir Lehava önderi de “eşcinsel olmak” ile “banka soymak” arasında bir mukayese yapmış,  LGBT topluluğunun “Yahudi milliyetine” zarar verdiğini söylemişti.
 
Farklılığın balçıkla sıvandığı, millet ve din adına şiddetin iktidarlar tarafından körüklendiği bir ortamda LGBT topluluğun da önünde sonunda hedef olacağı şüphe götürmez. Queer toplulukla dayanışmasını ifade eden genç bir kız olan Shira Banki’nin katledilmesi eşyanın tabiatı gereği Ali Devabişe’nin katledilmesiyle de bağlantılıdır.
 
Bu iki cinayetin de – Devabişe’nin katledilişini protesto eden iki Filistinli de İsrail askeri tarafından öldürüldü – altını çizdiği gerçek şu ki homofobi ırkçılıktan ayrı düşünülemez ve de  milli “ötekilere” karşı şiddet kaçınılmaz olarak, içerideki yerli ötekilere de şiddet olarak geri döner. Irkçı dışlama üzerine kurulu bir devletin ister İsrailli olsun, ister Filistinli queer’ler, ya da herhangi başkası için tehlikesiz bir yer olabilmesi hayli zor.
 
İsrail’in bir gey cenneti olduğu fikrini ebedileştirmek, hükümet destekli bir kampanyayla uyumlu olarak ülkenin gey-dostu imajını yaygınlaştırıp Filistinlilere karşı uyguladığı şiddetin üstünü örtmek, aslında birbiriyle tamamen bağlantılı olan milliyetçi, dinci, homofobik terör ve şiddeti de örtbas etmiş olup uzun vadede İsrailli queer’lere zarar verecektir.
 
Dünya genelindeki queer’ler “pinkwashing”(*) teşebbüslere arka çıkarak İsrail’in Filistinlilere karşı ırkçı politikalarına dahil olmayı göze alıp, devletin öteki olarak algıladığı herkese uyguladığı terör ve nefreti de cesaretlendirmiş olurlar. Ne yazık ki, Shira Banki ve Ali Devabişe’nin öldürülmeleri bütün bunları açıkça kanıtlıyor.

 

(*)pinkwashing: Sözlük anlamı “pembeyle yıkama” anlamına gelen İngilizce bir bileşik kelime olsa da, asıl anlamı şudur: Bir devletin kendi ülkesindeki “LGBT” haklarının görece ileri boyutlarda olmasını, bizzat kendi eliyle yürüttüğü diğer insan hakları ihlallerini örtbas etmek için kullanması.

 

Çeviren: M. Efe Fırat

 

Kaynak: www.washingtonblade.com

 
 

Önceki Yazı:
«
Sonraki Yazı: