Direnişe Geç, Geleceğe Hazırlan, Umudu Yeşert!

 

 
 
Üç yılda üç genel seçimin, arada ülkenin siyasal sistemini belirsiz bir başkanlığa götüren bir referandumun yapıldığı bir ortamda istikrardan söz etmek mümkün değildir. “Beka” sorununun iktidar bloğunun çimentosu olduğu düşünülürse bu gerçek kendileri tarafından da itiraf edilmektedir. Mecliste devlet başkanının çoğunluğu kaybettiği gerçeği, önümüzdeki bir yerel seçim girdabı da söz konusu iken, yarın değilse de bir-iki yıl içinde yeniden seçim meydanlarına dönülme ihtimali küçümsenemez.
 
Dönemin Karakteri: Milliyetçilik
 
24 Haziran seçimleri, bir kez daha Eylül 2010 veya Nisan 2016 referandumlarındaki “evet-hayır” ikilemindeki saflaşmaların siyaseten anlamlı olmadığını göstermiştir. Hatırlarsak 2010’da MHP hayır demiş, HDP de “boykot” etmişti. O günün “hayır”larında nasıl bir ortaklık yoktuysa 2016 referandumunda da her ne kadar “evet” cephesi milliyetçi muhafazakâr cephe olarak kendi içinde tutarlı olduysa da “hayır” cephesi büyük miktarda umudunu MHP’den kopuş halinde olan geleceğin İYİ Parti’sine bağlamıştı. İlkinde olduğu gibi ikincisinde de “hayır” cephesinin asgari müşterekleri AKP karşıtlığı ile sınırlıydı.
 
24 Haziran seçimlerinde yine “iktidar bloğu” daha türdeş, muhalefet ise pamuk ipliğine veya aritmetiğe bağlıydı. Sonuç olarak herhangi bir iyileşme olmayan bir dönemde AKP oyları 2015 Haziran ve Kasım seçimlerindeki oranlar arasında dolandı, MHP ise hiçbir araştırma şirketinin öngörmediği bir şekilde parçalanmayı rahatlıkla telafi etti. İYİ Parti’nin MHP’nin altında kalması bütün iyimser tahminleri çökertti. Kimse ne CHP’de ne de HDP’de bir patlama bekliyordu. Bütün ham hayaller AKP ve MHP tabanından İYİ Parti’ye kayacak oylara bağlanmıştı. Bu da dönemin karakterini ortaya koyması açısından yeterince anlamlıdır.
 
Öte yandan AKP’nin MHP’ye muhtaç hale gelmesi, önümüzdeki dönem rejimin daha milliyetçi ve otoriter bir tonla devam edeceğine dair açık emareler sunmakta. Kriz olasılığı düşünüldüğünde emekçilerin taleplerine ve kazanımlarına karşı, Kürt ve göçmen karşıtlığı üzerinden sokakta milliyetçi ve faşizan bir mobilizasyonun her zamankinden daha fazla gündemde olduğunu unutmamak gerek. Sosyalist hareketin gerek ağırlaşacak krize karşı emekten yana bir yanıtın örgütlenmesi noktasında gerekse gerici güçlerin muhtemel sokak seferberlikleri karşısında hazırlıklı olması bu dönemin vazgeçilmez görevlerinden biri olarak karşımızda durmaktadır.
 
AKP Karşıtı Milli Mutabakat Demokrasi Getirmez
 
MHP’den kopan, “merkez”e oynamakla birlikte kadroları ve zihniyeti itibarıyla geçmişinden bir kopuş yaşaması için hiçbir neden olmayan İYİ Parti’nin AKP karşıtı bir konuma sürüklenmesi ve baraj tehdidi altında kalarak bir “millet ittifakı”na dahil olması, özgürleşme ufkundan azade gündelik bir AKP karşıtlığı için anlamlı olabilirdi. Ne var ki bu partinin de siyaseten milliyetçi-muhafazakâr kanattan zerre kadar kopmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Sonuçta MHP ve aynı kökenden gelen İYİ Parti toplamda %21 oy alarak, milliyetçiliğin ideolojik hegemonyanın harcını oluşturduğu bir dönemde bu geleneğin cılızlaşmayıp kök saldığını göstermiştir.
 
Meclisteki çoğunluğunu kaybeden AKP için “topal ördek” benzetmesi yapılabiliyorsa meclise girmiş bulunan Millet İttifakı’nın da doğuştan tek ayaklı olduğu pek ala söylenebilir! Pek yakın bir gelecekte, özgürlükler meselesi söz konusu olduğunda Millet İttifakı’nın kendisine atfedilmiş değerlerin peşinden koşmayacağını ve ancak HDP ve bir kısım CHP milletvekilinin mecliste tutum alacağını öngörmek zor olmasa gerek.
 
Millet İttifakı, böylece baraj altında kalma ihtimali olan “sağın” AKP karşısında meclise taşınması işlevini görmüştür. Kendi sağına bu özeni gösteren CHP, “demokrasi” mücahidi kesildiğini iddia etse de AKP karşıtlığının demokrasi için yeterli olmadığı bir kez daha gözler önüne serilecektir.
 
Muharrem İnce’nin kampanyası CHP tabanını harekete geçirmiş ve iktidarı da tedirgin eden kalabalıkları meydanlarda toplamıştır. Ancak bu kampanyanın siyasal muhtevası, İnce’nin her partiden kendisine başkan yardımcısı atayacağı cümlesinde özetlenen bir “milli mutabakat” arayışıdır. ABD veya İngiltere’de “sosyal demokrat”, “merkez sol” muadillerinden çok farklı olarak, en fazlasından “normalleşme” diye adlandırabilecek bir çerçevede yürütülen kampanya CHP seçmeninin siyasal iştahını açmışsa da ne parlamenter sisteme geçiş konusunda ne de bir takım seçim vaatlerinin dışında esasa değgin bir inandırıcılık kazanmıştır. İnce’nin CHP’nin oylarını artırmadığı, ikinci tur için “stratejik seçmen” denen, aslında ilkelerden çok teknik hesaplara yatkın olan kesime seslendiği açıktır.
 
Aritmetik değil Siyasal-Toplumsal Program
 
Saray’ın açık hedef olarak gösterdiği, Yeniyol’un da Bir Adım Daha inisiyatifi çerçevesinde desteklediği HDP’nin, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere kadrolarının hapiste olması, Kürt siyasal hareketine karşı “vatan hainliği” kampanyası, sandıkların taşınması ve devletin tüm imkanlarıyla bu partinin adeta yok sayılması teşebbüsü karşısında barajı geçmesi, ezilenlerin temsiliyeti açısından önemlidir. Ancak HDP de örneğin bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimindeki “seni başkan yaptırmayacağız” mottosunda olduğu gibi açık seçik bir pozisyon takınarak kampanya yürütmek yerine barajı geçmemesi halinde AKP’nin tek başına ezici bir çoğunluk elde edeceği argümanını öne çıkarmıştır.
 
Seçim sonuçlarının önemi elbette yadsınamaz; fakat biz devrimci marksistler açısından bu türden politizasyona elverişli süreçler, işçi sınıfının ve ezilen kesimlerin bir sonraki dönemde hem siyasal özgürlükler hem de toplumsal eşitsizlikler konusunda somut talepler çerçevesinde derlenişini sağlamak için işlevsel kılınmalıdır.
 
Sosyalist İnşa ve Antikapitalizm
 
HDP sayesinde sosyalist kökenden gelen bir dizi aday da bu seçimde meclise girmiş bulunuyor. Sosyalist hareketin giderek dağıldığı ve güç kaybettiği bir dönemde 1965’te kendi yarattığı iradeyle meclise giren TİP’ten sonra ve ondan çok farklı güç ilişkileri içinde meclise HDP kanalıyla girme konusunda anlaşık ancak başka konularda birlikte faaliyet yürütüme kapasitesinden yoksun solun bu mevcudiyeti 2007’de açılmış olan paraşüt sisteminin daha da yaygınlaştığının göstergesidir. Mevcut siyasal-kurumsal yelpazede sosyal haklardan toplumsal cinsiyete, ekolojiden barış arzusuna en solda bulunan HDP’yle dayanışmak, temsil ettiği değerlerin mecliste temsil edilmesine katkıda bulunmak, Kürt halkının hak ve özgürlük talepleri karşısında enternasyonalist bir pozisyon benimsemek sosyalistler açısından mevcut koşullarda temel bir görev olmakla birlikte sermayenin vahşeti karşısında antikapitalist bir kopuş programına dayalı bir sosyalist inşa ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır.
 
Sosyalist hareket seçim süreçlerinden bağımsız biçimde, aşağıdan mücadelelerle kaynaşma ve kitleler nezdinde bağımsız bir seçenek olarak kendini var etme göreviyle karşı karşıyadır. İşçi sınıfının ve ezilenlerin kendi özlemlerini bayrağına nakşedecek demokratik, çoğulcu, feminist, ekolojist, antikapitalist ve anti-emperyalist bir seçeneğin inşasına girişmeden seçimden seçime siyaset ve seçim sonuçları üzerinde komplo ahkâmı kesmek siyaseten bir teslimiyetten öteye gitmemektedir. Emekçilerin ve tüm ezilen kesimlerin şuna veya buna oy vermesinin derin tahlillerine girişirken sosyalist hareket, kendi eyleminin muhtevasını da sorgulamasını öğrenmelidir. Toplumsal içerikten yoksun normalleşme söylemlerinin değil, ezilenlerin taleplerini bayrak edinecek, mücadelelerine yaslanacak bir sosyalist hareketin inşası her zamankinden acil bir görev olarak duruyor karşımızda.
 
Sarayın galibiyeti karşısında teslim olmayacağız, baskılara diz çökmeyeceğiz, diktatörlüğe boyun eğmeyeceğiz!
 
Mağlubiyet direnişi, direniş umudu yeşertir!
 
 
Sosyalist Demokrasi için Yeniyol