Koji Saito – Fukushima-Daiiçi nükleer santralinde kirlilik yayılırken tehlike sürüyor. En kötü olasılık hâlâ ortadan kaldırılmış değil. Sağlık Bakanlığı 17 Mart’ta içme suyu, tarımsal ürünler, et ve balık için izin verilebilir geçici referans radyoaktivite değerlerini açıkladı. Yerel yönetimlerden radyoaktivitesi bu değerleri aşan gıda maddelerinin sevkini ve dağıtımını yasaklamalarını istedi. Yerel yönetimler tarafından bu yönde alınan önlemlerinin ertesinde aralarında Fukuşima ilinden gelen çiğ sütün, İbaraki, Toçigi ve Gunma illerinden gelen ıspanağın ve Çiba ilinden gelen kasımpatının da yer aldığı bazı ürünlerin kabul edilebilir düzeylerin üzerinde radyoaktif iyot içerdikleri ortaya çıktı.

Her ildeki çevre radyoaktivite düzeyine ilişkin Eğitim Bakanlığının web sitesinde erişilebilen verilere göre 15 Mart’ta radyoaktivite Kanto bölgesinin (Tokyo ile çevre illeri) birçok kentinde her zamanki düzeyin 40 kat üzerindeydi. O gün düşen yağış ve rüzgârların yönü dikkate alındığında, “radyoaktif bulutlar” yoğun kentsel yerleşim alanı atmosferinde dolaşıp durmuş ve bölgenin tamamına yayılmış gibi görünüyor. En kötü senaryonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz bilinmese de, her halükarda vahim bir kirlenmenin geniş bölgeleri etkilediği ve yayılmaya devam ettiği şimdiden açık.

Soğutma Suyunun Kaybedilme Tehlikesi

Fukuşima-Daiiçi nükleer santralinin acil durum elektrik besleme sistemleri tsunami tarafından sürüklenip götürüldüğünden, reaktörlerin soğutulması deniz suyunu reaktörlere gönderen su toplarıyla donatılmış kamyonlara ve itfaiye araçlarına bağlı. Sistemi, tesisin inşaatında kullanılan eski yüksek gerilim hattından besleyerek normal işleyişine kavuşturmak için yoğun çaba sarfediliyor. Yine de depremin ve tsunaminin yarattığı hasar nedeniyle kaç pompanın ve diğer donanımın işler hale gelebileceği henüz bilinmiyor.

Ayrıca 14 Mart’ta, Fukuşima nükleer santralinin olağan bir bakım işlemi nedeniyle yer sarsıntısı sırasında devre dışı bırakılmış ve yakıtı da reaktör dışına çıkarılmış olduğundan sağlam sayılan 4 nolu ünitesinde “beklenmedik” bir durum ortaya çıktı. Binanın üst katında kullanılan yakıt havuzunda sıcaklık buharlaşmayı artıracak şekilde 84ºC’a ulaştı. Bu ise yakıtın füsyonuna yol açabilecek ve en kötü olasılıkta zincirleme bir nükleer reaksiyon başlatabilecektir.

Bu yakıt havuzunu doldurmak için polis çevik kuvvetinin su topları, askeri helikopterler ve ABD silahlı kuvvetlerinden temin edilen yüksek basınçlı su topları seferber edildi. 3 nolu reaktörün üst katındaki hidrojen patlamasının ardından ortalığa saçılan radyoaktif element yüklü enkaz su toplarının kullanabileceği alanı sınırlamaktaydı. Buna karşın, ordu sulama operasyonunu denetim altına almış görünüyor. 20 Mart gecesi radyoaktiviteye karşı korunma donanımına sahip iki tank Şizuoka ilindeki bir askeri üsten yola çıktı ve enkazı kaldırmak üzere ertesi gün Fukuşima’ya ulaşmaları bekleniyor.

Enkazdaki ve molozlardaki radyoaktif maddelerin büyük bölümünün yağmurla sürüklenip Pasifik Okyanusunu kirletmesinden korkuluyor. Kirlenmenin yayılmasının önüne geçmek için enkazın ve molozların beton içerisinde katılaştırılması dâhil olmak üzere önlemlerin alınması gerekiyor.

“5. Seviye”ye Tırmanış

Japonya Nükleer ve Endüstriyel Güvenlik Kurumu (NISA) 18 Mart’ta 1, 2 ve 3 nolu reaktörler için hazırlık risk değerlendirmesinin uluslararası ölçeğe göre “5. Seviye”ye (önemli etkiye sahip kazalar) yükseldiğini açıladı. Yani Three Mile Island kazasının düzeyi söz konusu. Felaketin Çernobil’in düzeyi olan “7. Seviye”ye dönüşüp dönüşmeyeceği şu an için bilinmiyor. Durumun gelişimine ve çabaların mevcut haline bakıp kendimizi kimbilir ne tür bir “en kötü durum”a hazırlamamız gerekiyor? [NISA 11 Nisan’da felaket düzeyinin Uluslararası Nükleer ve Radyolojik Durum ölçeğine göre 7’ye yükseldiğini açıkladı  http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1045895&Date=12.04.2011&CategoryID=81  Çn.]

Fukuşima-Daiiçi nükleer santralinin reaktörleri kumanda çubuklarının reaktörlerin çekirdeğine depremin hemen ardından sokulmasıyla otomatik olarak durmuştu. Acil durum soğutma sisteminin tsunami yüzünden güç kaybına uğraması yaklaşık bir saat sonra gerçekleşti. Yakıtın füsyon derecesi yaklaşık 2800ºC olan “ilk çeperi” tortul ısı nedeniyle şişti. Bu şişme “ikinci çeper”in çökmesine – füsyon derecesi yaklaşık 1850 ºC olan zirkonyum zenginleşmelerine – ve radyoaktif serpintilerin gaz biçiminde serbest kalmasına yol açtı. Basınçlı kabın “üçüncü çeper”iyle muhafaza kabının “dördüncü çeper”ine gelince, bunlarda aşırı ısınma nedeniyle patlama tehlikesi mevcuttu: içerideki basıncı düşürmek amacıyla dışarıya buhar bırakılmıştı. Son olarak, “beşinci çeper” yani binanın dış duvarları hidojen patlamasıyla yıkıldı ve radyoaktif elementleri içeride tutmaları artık mümkün değildi.

Peki, şu anda süren çabalar başarısızlığa uğrarsa ne olacak? Şayet sürekli su akıtılması kesintiye uğrayacak ve soğutma suyu buharlaşmaya devam edecek olursa reaktörün çekirdeğinin sıcaklığı zirkonyumun füsyon derecesine kadar artabilecektir. Bu durumda yakıt, zincirleme bir nükleer reaksiyona veya bir buhar patlamasına yol açarak basınçlı kabın veya havuzun dibini delebilecektir.

Nükleersiz bir dünyanın öncüleri olarak bizler bütün içtenliğimizle durumun yeniden denetim altına alınması için sürdürülen çabaların başarılı olmasını umuyoruz. Soğutma çabaları sürdükçe, emekçiler ışınlanmaya maruz kalma tehlikesi altında oldukça ve yüksek gerilime bağlanma ihtimali var oldukça durumun Çernobil seviyesine varacak raddede kötüleşmesinin kaçınılmaz olduğuna inanmak istemiyoruz. Bununla birlikte, en iyi ihtimalde dahi, ısının nükleer yakıtın füsyona girme veya zincirleme reaksiyon riskini ortadan kaldıracak şekilde düşmesinin haftalar ya da aylar alacağını kavramamız gerekiyor. Aynı şekilde reaktörlerin sökülme yöntemi ve prosedürünün belirlenmesi için de uzun bir zaman gerekecek. Bütün bunlar olurken nükleer kirlenme her gün daha da vahim bir hal alarak yayılıyor.

Artık “Kahramanlar” Feda Edilmesin

Deniz-aşırı medya “Fukuşima’nın 50 kahramanı”ndan, kendilerini feda etmek zorunda bırakılan Tepco ve taşeron şirket çalışanlarından bahsediyor. Aynı şekilde Tokyolu askerler ve itfaiyeciler de kahraman muamelesi görüyorlar.

“Radyoaktiviteye maruz kalma sonucu ölüm” olarak kabul görmüş ilk iş kazası 1991’de Fukuşima-Daiiçi nükleer santralinin bir emekçisinin başına gelmişti. Bu nükleer santralin kullanımdan kalkmış tasarımı, taşeronluğa aşırı bağımlılık ve aynı şekilde santralin hizmet dışı bırakılmasında gecikme Fukuşima faciasının doğrudan nedenleridir.

Wall Street Journal’ın Japonca internet baskısında vurgulandığı gibi, Tepco sermayesini korumaya öncelik vererek ilk aşamada deniz suyu kullanmakta duraksamıştı. Aynı makale Tepco’nun kazaya verdiği ilk tepkinin akıldışılığını ve sorumsuzluğunu eleştiren bir kamu görevlisinin yorumuna da yer vermekteydi.

Başbakan Naoto Kan, Ulusal Savunma Akademisi’nde 20 Mart’ta yapılan bir törende “kendini feda etmeye hazır askerlerimizden gurur duyuyoruz” diyordu. İstediği fedakârlığın sorumlularından hiç söz etmiyordu, çünkü bunlar bu felakete yol açan eski reaktörlerin hizmet süresini uzatmaya karar vererek bölge nüfusunun kaderini hiçe sayanlardı. Bugün askerleri kendilerini feda etmeye zorlayanlar da aynı kişilerdir.

Askerlere ve itfaiyecilere kahraman muamelesi yapmak onların sendikalaşma özgürlüğünden ve hakkından yoksun bırakıldıklarını gizlemekten başka bir şey hedeflemiyor. Askerler ve itfaiyeciler için örgütlenme ve aynı şekilde dış dünyayla özgürce ilişkiye geçme hakkı talep etmeliyiz.

Nükleer Politikasında Temel Bir Değişim İçin

Süregiden nükleer felaket şu anda inşa edilen veya proje aşamasında olan nükleer santrallere ilişkin birkaç değişimi zorunlu kıldı. Ülkenin batısında yer alan Yamaguçi ilinin valisi Çhugoku Elektric Power Company’den yeni Kaminoseki nükleer santralinin inşaatını askıya almasını istedi. Şirket yine de kısa bir aradan sonra inşaat faaliyetini yeniden başlattı. Tepco’nun açıklamasına göre ülkenin kuzeyinde yer alan Aomori ilindeki Higaşidoori nükleer santralinin 1 nolu ünitesinin inşaatı askıya alınacak. Fukuşima ilinde Fukuşima-Daiiçi nükleer santralinin devre-dışı bırakılması yönünde talepler çoğalmakta. Kooriyama kenti belediye başkanı ve aynı şekilde başkaları da santralin sökülmesini bu konuda her türlü tartışmanın önkoşulu olamsını talep ediyorlar. Hükümet Genel Sekreteri Edano düzenlediği bir basın toplantısında Fukuşima-Daiiçi nükleer santralinin yeniden işletime sokulma ihtimalini kategorik olarak reddetmekle birlikte bunun bir hükümet kararı olamdığını da belirtti. Aynı şekilde Liberal Demokrat Parti de mevcut politikanın sürdürülme ihtimali konusunda olumsuz görüş bildirmiş durumda. Acaba bu değişimler nükleer politikada temel bir değişim yönünde bir ilerleme olanağına işaret ediyor mu?

ABD’de Three Mile Island kazasından sonra yeni nükleer santral inşaatları durduruldu ve nükleer endüstrisi kullanımlarını artırmak ve ömürlerini uzatmak üzere mevcut santrallerin bakımına odaklandı. Bunun tersine, Çernobil felaketinden ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Ukrayna hükümeti enerji kıtlığını hafifletmek amacıyla yeni nükleer reaktörler inşa ettirirken, Rusya Japonya, Kore ve Fransa’yla rekabet halinde aktif biçimde nükleer reaktör ihraç ediyor.

Japonya’nın, Ukrayna ile Rusya’nın yaptığı gibi “geri adım atma” olasılığını yok sayamayız. Hükümet şimdiye dek canla başla nükleer santral ihracatını geliştirmeye çalıştı. Hâlâ nükleer santrallerin vazgeçilmez niteliği ve güvenliği üzerinde ısrar etmeye cüret edebiliyor.

Japon nükleer-karşıtı hareketi 1988’den bu yana dinamizmini yitirdi. Çernobil felaketinden yaklaşık iki yıl sonra kampanyalara katılanların sayısı azaldı. Kendi bölgelerinde nükleer santral inşasına ve işletilmesine direnen yerel örgütlenmeler dışında, çok sayıda militan gruplar arasındaki görüş ayrılıkları yüzünden ve başka nedenlerle hareketi terketti. Bu durum bir çeşit uzmanlaşmış aktivist gruplarının ortaya çıkmasınayol açtı.

Fukuşima’daki felaketin ardından insanlar bu birkaç küçük grubun söyleyeceklerine kulak vermeye başladılar. Çeşitli sorunlarda uzmanlaşmış militanlar şimdi nükleer politikasında bir değişim dayatmak için seferberliğe vurgu yapmaktalar. Şimdi, nükleer politikasında temel bir değişikliği dayatmak ve nükleer enerjisiz bir gelecek için ileriye doğru yürümek üzere en büyük sayıya ulaşmak için yenilenmiş hedeflerle ve taleplerle harekete yeni bir dinamizm kazandırma zamanıdır. Ağımızı genişletmeli ve güçlendirmeliyiz.

Tokyo, 21 Mart 2011

Bu yazı, IV. Enternasyonalin kardeş seksiyonları Japonya Devrimci Komünist Birliği ile Enternasyonalist Emekçiler Ulusal Konseyi’nin ortak haftalık yayın organının 28 Mart 2001 tarihli sayısından alınmıştır.

Türkçesi: Osman S. Binatlı