oxi_mexri_telos2

 

Dördüncü Enternasyonal Yürütme Kurulu Sekretarya’sının 7 Temmuz 2015 tarihli açıklamasıdır.

 

Yunan halkının “hayır” kararı, başta Avrupa’nın muhafazakar ve sosyal demokrat parti liderleri olmak üzere Troyka liderlerinin yüzlerine inen okkalı bir tokat oldu.
 
Bir haftadan uzun süre boyunca çıkmaması için her türlü yola başvurulan “hayır” oyları %61 seviyesine ulaştı:
 
—Avrupa’da, Avrupa’nın tüm liderleri, başlıca uluslararası medya kuruluşlarının basın kampanyaları ve Avrupa Merkez Bankasının şantajlarıyla “evet” oyu için doğrudan kampanya yürütüldü.
 
—Yunanistan’da bir hafta boyunca basının tamamı ve özel televizyon kanalları “evet”in zafere ulaşacağının haberini yayarken, işverenleri tarafından şantaj yapılan çalışanlara “evet” oyuna yönelik gösterilere katılmaları ve oylamadan “hayır” oyu çıkması durumunda işten atılacakları baskısı yapıldı. PASOK’un ilişkili olduğu işçi sendikaları bürokrasisinin referanduma karşı pozisyonu da Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) tarafından desteklendi.
 
Bunlara karşılık, işçilerin, işsizlerin, kasaba ve köylerdeki halkın oyu açıkça “hayır” olurken, “evet” oyu ise toplumun ayrıcalıklı katmanlarından, Atina’nın zengin semtlerinden çıktı. Evet oyu verenlerin çoğunlukta olduğu tek grup, 65 yaş üstüydü.
 
Avrupalı liderler, 2011 yılında Papandreu’nun, bankalar ve büyük şirketler tarafından dayatılan kemer sıkma politikalarının açıkça karşısında ya da yanında olmanın değil de sadece bu politikaları hangi partinin uygulayacağına yönelik referandumunu önledikleri gibi bu referandumu da önlemeye çalıştılarsa da, bu kez başaramadılar. Avrupa’da daha önce böyle bir oylama hiç gerçekleşmemişti.
 
Ocak ayında 2,2 milyon oy alan Syriza’ya karşılık, seçime katılma oranı ocak ayının %1 altında olan son referandumda “hayır” oylarının sayısı 3,5 milyon seviyesindeydi. ANEL ve “hayır” oyu vermeye çağrı yapan faşist Altın Şafak’ın bir kısmının oyları da eklendiğinde bile, Syriza’nın çevresindeki kutuplaşmanın 600.000 oya ulaşması, Troyka’nın Yunan temsilcileri olan Yeni Demokrasi (ND), PASOK ve To Potami’nin içinde olduğu krizin altını çizdi. PASOK ve ND’nin içinde olduğu kriz, liderlerinin birbiri peşi sıra istifa etmelerinde de açıkça ortaya çıktı. Troyka’nın, medyanın tamamı tarafından tekrarlanan “sorumlu” bir hükümetin hemen durumu ele alması gerektiği umudu duman oldu uçtu.
 
Avrupalı liderler ise Yunanistan’da sadece ikinci raundu kaybetmiş oldu. Yunan halkına uygulanan kaldırılması zor baskıyla beş yıl boyunca geleneksel partileri yıpratmış olan Avrupalı liderler, ocak ayında Syriza’nın gelişini, “ciddi adamlar” yeniden Yunanistan’ın başına geçene kadar sürecek olan birkaç haftalık kısa bir ara olarak görmüşlerdi. 20 Şubat tarihindeki anlaşmada Çipras’ın geri çekilmesinden sonra hızlı bir teslim olma bekliyorlardı. Haziran ayı sonunda ise “evet” oyuna güvendiler. Merkel ve Hollande, bankacılığın düğümlenmesi sayesinde referandumun Çipras’ın yenilgisine neden olacağının, istifaya yahut boyun eğmeye zorlanabileceğinin hesabını yaptı.
 
Üçüncü raund başlarken mantık hala aynı: yenilgilerinin şokunu atlattıktan sonra Avrupalı liderler alışıldık küstahlıklarıyla yeniden saldırıya geçti. Yunan halkının oyuna “saygılı” olduklarını söyleyen Avrupalı liderler buna karşın bu kararı dikkate almayacaklarını belirttiler. Politikalarını değiştirme niyetinde olmayan bu liderler için borcun iptali veya azaltılmasının tartışılması mevzubahis değil.
 
Öte yandan, kapitalist liderler tarafında borcun en azından bir kısmının iptalini kabul etmeye teşne görüşler var: Uluslararası Para Fonu (IMF) bizzat Yunanistan’dan ekonomisini feda etmesini ve bankaların zararlarını karşılamak için borcunu artırmasını beklemenin saçma olduğunu kabul ediyor. ABD yönetimi de, Yunanistan’ı avro bölgesinin dışına sürüklemenin hem Avrupa Birliği’nin tamamını krize sokabileceği hem de Avrupa’nın sınırında jeostratejik bir değişim riski doğurabileceği görüşünde.
 
Ama Angela Merkel ve Avrupalı liderler, Yunan halkı ve hükümetini siyasi bir yenilgiye uğratma peşinde. 300 milyar avro borcun iptalini kabul etmek açıkça görünüyor ki ekonomik bir problem değil: Avrupa Merkez Bankası (ECB) deflasyonu önlemek için 2016 yılı sonuna kadar Avrupa ekonomisine 1,100 milyar avro yaratıp enjekte edecek.
 
Aksine, bu siyasi bir karar. Çünkü Merkel ve Avrupalı liderlere göre, bir halk kendi egemen iradesiyle Avrupa kurumlarının kararlarını uygulamayı reddedemez.
 
Artık herkes tarafından açıkça görülebileceği gibi Avrupa Birliği ve onun kurumları tarafsız bir alan veya çerçeve değildir. Bunlar, halkın kendi çıkarlarını korumaya yönelik tüm çabalarını boşa çıkarmak için kapitalistler tarafından örgütlenen siyasi yapılardır. Bu yapı reforma uğramayacaktır. Bu zorba kurumların egemenliğini kabul ederken alternatif bir politika yürütmeye çalışmak aldatıcıdır.
 
Bu yüzden, önümüzdeki günlerde, yeni bir güçler ilişkisi ile birlikte Yunan hükümeti için alternatif, önceki haftalardakiyle aynı olacaktır: halka karşı saldırıları devam ettiren hatta kötüleştiren bir anlaşmayı kabul etmek veya radikal olarak bu gidişatı durdurarak diğer yolu seçmek.
 
Aslında Çipras daha fazla ödün vermeye hazırdı. Ama Troyka, Syriza deneyiminin tamamıyla ortadan kaldırılmasını hedefledi. Şartlı teslim olmanın yer almadığı bir anlaşma imkansız hale geldi. Bu da Çipras’ı referandum düzenleyerek, Yunan halkını Troyka diktasına karşı toplamaya itti. “Uluslararası kurumların” politikası 5 Temmuz referandumunda ezici bir çoğunlukla reddedildi. Bunun neticesinde Yunan halkından gelen buyruk oldukça kesin: işsizliği ve yoksulluğu sürdüren, sosyal hakların ve kamu hizmetlerinin parçalanmasını getiren anlaşmanın kökten reddi.
 
Yunan halkının buyruğu, gayrimeşru ve nefret uyandıran borcun ödemesinin durdurularak, bankacılık sistemin ulusallaştırılması ve kontrol altına alınması ile Yunan halkının siyaset, ekonomi ve sosyal seçimler konusundaki egemenliğini yeniden kazanmasını gerektirmektedir. Bu seçimler, “hayır” zaferinin alınmasında katkısı olan başta Syriza’nın sol kanadı ve Antarsya aktivistlerinden oluşmakta olan Yunan solu tarafından ifade edilmiştir.
 
Buna karşın, Yunan Komünist Partisi (KKE) boş oy vermeye çağrı yaparak Troyka’ya “hayır” demekle uluslararası kuruluşlara “evet” demek arasında bir seçim yapmayı reddetti. Bu kabul edilemez bir sekterliktir.
 
“Hayır” başarısı, Yunanistan dışında “Avrupa’ya hayır” olarak gösterilerek Avrupa halkının kendi siyasi gücünü fark etmemesine çalışıldı. Bu “hayır” kemer sıkma politikalarına karşı bir “hayır”dır.
 
Buna karşın, tüm Avrupa’da Yunan halkını desteklemek için sayısız gösteri gerçekleşti. Sokağa çıkanlar çok basit bir şey söylüyordu: resmi propagandanın telkininin aksine Avrupa’nın ezilen sınıflarının çıkarı, Avrupa Birliği’ni yöneten hükümetlerin arkasında değil, kemer sıkma politikalarına karşı mücadele eden Yunan halkının ve Syriza’nın yanında olmayı gerektirir.
 
Kemer sıkma politikalarına direnmek mümkündür. Syriza’nın zaferleri ve İspanya’da Podemos’un başarıları bütün Avrupa ülkelerinde gidilmesi gereken yola işaret etmektedir: kapitalist diktalara karşı ezilenlerin siyasi temsilinin inşası.
 
Avrupa Birliği genelinde, Yunan halkını boğmakta olan gayrimeşru borcun iptalini ve kemer sıkma politikası denilen suçların meşruluğunun inkârını talep etmeliyiz.
 
Savaş daha yeni başladı. Çünkü çarpışma Yunan halkı ve potansiyel olarak tüm Avrupa halkları ile Troyka kurumları arasındadır. Bu savaşta, kemer sıkma politikalarına karşı harekete geçen Yunanlıların, Troyka ve Avrupa liderlerinin saldırganlıklarına karşı tüm güçlerini birleştirmeleri gerekecektir. Aynı politikalarla yaralanan Avrupalı işçiler de, kemer sıkmaya karşı Yunan sosyal ve siyasi hareketi birlikte hareket etmeli, Troyka’nın diktasına direnç göstermek için Yunan hükümetinin aldığı tüm önlemlerin yanında olmalıdır.