“Ulusal seksiyonlarımızın yanlış tutumlarının temelinde ne var? Kadınların ve onların katkılarının küçümsenmesi. Tam da bu! Ne yazık ki halen bazı yoldaşlarımız için şunu söyleyebiliriz: “Komünistin altını kazırsan cehalet çıkar” – (Clara Zetkin, Recollections of Lenin, 1919)

Kadınların ve cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadelenin siyasi örgütlere, özellikle de bizim örgütlerimize, gerçek anlamda entegrasyonunu değerlendirmede üç olası bakış açısı vardır.

İlki, sınıf mücadelesi, yani genel siyasi mücadele açısı. Eğer gerçekten işçilerin, proletaryanın birliğini kurmak istiyorsak, kadınların entegrasyonu şarttır. Kadınların durumunu görmezden gelemeyiz.

Fakat ezilenlerin gerçek birliğini kurarken, ezilenlerin arasındaki, ataerkil kapitalist tahakküm altında kadınların ezilmeleri ve ikincil konuma itilmelerinden kaynaklı çeşitli çelişkileri de göz önünde bulundurmalıyız. Bugün başka bir unsur daha var: örgütlü emek gücü içinde kadınların sayıca artması, proletaryanın toplumsal bileşiminde cinsiyet farklılıklarına dayalı sömürünün daha akut hale gelmesinden kaynaklı bir değişiklik. Fakat bu, kadınların devrimci örgütlere entegrasyonu yolunda daha agresif bir politika izlemek için temel değil, bir ek neden.

İkinci olarak, kadınların bakış açısından, bizim siyasi örgütlerdeki varlığımız ve etkili katılımımız, kendimizi devrimci olarak tanımlamamızın temel bir unsuru. Eğer başlangıç noktasını bireysel olarak kimi üyelerin dâhil edilmesi ihtiyacı olarak belirlersek, uzun vadede, pratikte, çok sayıda kadın olmaması durumunda, bu kimlik çok zayıf kalacaktır çünkü ancak eril söylem tarafından yaratılabilecektir. İşte bu yüzden, kadınlara yer açmak için, devrimci siyasi projeye ekler yapmaktan bahsetmiyoruz; kadınları da içeren yeni bir inşadan bahsediyoruz: toplumsal cinsiyete dayalı baskıyla mücadelenin programatik bir söylemden daha fazlası olduğu, toplumsal cinsiyet alanındaki gündelik pratiklerin, toplumu dönüştürmek için gerekli siyasi unsurların gelişmesiyle birlikte değiştiği bir inşa. Bu perspektifte, kadınların fiziki varlığı, hem sayısal hem de gerçek siyasi ağırlık açısından, temeldir; çünkü kadın hareketinin gelişmesiyle birlikte, bu, kadınların talepleri ve ihtiyaçlarının, devrimci süreç için gerekli olan radikal uzanımda var olmasının tek garantisidir. Çeşitli ülkelerdeki devrim deneyimleri bunu açıklıkla gösterir. Erkek yoldaşlar ataerkillikten ne kadar kurtulmuş olsalar da, kadınların eşitlik temelinde temsil edilmedikleri herhangi bir siyasi örgüt ya da toplumsal örgütlenme projesi kadınların üzerindeki tahakküm ve kamusal hayattan dışlanma biçimlerini yeniden üretir.

Son olarak, geliştirmeye çalıştığımız sosyalist projenin bütünü açısından, sosyalizmden sadece erkek terimleriyle bahsedemeyiz. Bu terimlerde kadınlar aynı toplumsal bölünmeye ve rollere tabi kalacaklardır, bölünmüş kişiliklere sahip olmayı ve erkek iktidarının ve şiddetinin potansiyel ve günlük kurbanları olmaya devam edeceklerdir.

İşçi hareketlerinin ve toplumun güncel durumuna cevap vermeliyiz. Kadınların, sadece feministlerin ve kadınların taleplerinin entegrasyonu yönünde değil, siyasi örgütlerde ve sendikalarda kadınların sayısının artması yönünde de örgütlü bir baskısı var. Bu örgütlü kadın hareketinin baskısından ve son yıllarda kadınların toplumsal durumunda vuku bulan objektif değişikliklerden kaynaklanıyor. Bunlar eğitim düzeyinde, emek piyasasına entegrasyonda, doğum kontrol metotlarının genişlemesinde ve aile yapısında meydana gelen değişikliklerdir.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde, Latin Amerika’da, Avrupa’da ve diğer yerlerde, burjuvazi bu yeni durumun yarattığı baskılara cevap vermekte oldukça esnek ve hızlı davrandı. Kendi hâkimiyetinin tabanını, feminist söylemin bazı unsurlarını kullanarak ve hatta kadınlara göstermelik pozisyonlar vererek genişletmeye çalıştı. Bu politikalar, sınırlılıklarına rağmen, bizim cevabımızın zayıflığı nedeniyle, daha da başarılı hale getirildiler. Bu durum özellikle, bizim, kendi siyasi pratiğimizi değiştirmeden ya da kendi örgütlerimizdeki iktidar alanlarında kadınların etkili varlıklarını arttırmadan, birçok örnekte olduğu gibi, kadın haklarını savunan bir söylemi benimsemekle yetindiğimiz zaman böyle gelişir. Sosyal demokrat partiler seçim listelerinde ya da parti yönetiminde kadın kotaları uygulayarak bu konuda ilerleme kaydettiler. Genel olarak doğru olan şu ki bu önlemlere, kadınların ezilmesini sona erdirmek için gerekli olan toplumsal dönüşüm için radikal talepler eşlik etmedi. Fakat şu da bir gerçek ki sosyal demokratlar kadınların sayısını arttırmak konusundaki önerilerinde devrimci partilerden ve bizim kendi seksiyonlarımızdan daha cüretkâr davrandılar.

Kadınların siyasi katılımları konusundaki güçlükleri ve bunlardan doğan engelleri kısaca açıklamaya çalışacağız.

Siyasi örgütlerde, kadınların dışlanması yönünde genel bir dinamik var. “Doğal” dinamik kadınların varlığı ve katılımı değil de ayrımcılığın toplumsal dinamiklerinin ve kadınların kamusal alandan dışlanmasının yeniden üretilmesi.

Birincisi, özel ve kamusal ayrımının bizim siyasi örgütlerimizde ve siyasi vizyonumuzda da devam ettiğini söyleyebiliriz. Kadınlara atfedilen toplumsal roller –özellikle aile içerisinde ve özel alanda yeniden üretim-kadınların eşitlik temelinde toplumsal ve siyasi katılım geliştirmelerini engelliyor. Bu aynı zamanda bizim kişiliğimizin kuruluşunda da, kamusal hayata girişimizin olanaklarının varlığını ve yokluğunu nasıl algıladığımız açısından, önemli bir unsur. Kadınların siyasi hayata katılımları eğitim ve toplumsallaşmalarına, normalde onlara ait olmayan bir uzama girmelerini mümkün kılmak için, bir ara vermelerini gerektirir. Bu ayrım, parti seviyesinde ele alındığında, erkek yoldaşların, siyasi varlıklar olarak kadınlarla ilişki kurmakta büyük zorluk çektikleri ve parti içi ilişkilerinde özel ve kamusal ayrımını yeniden ürettikleri anlamına gelir. Bu yüzden, özel ve kamusal arasında bütünlüğün olmadığı bir şizofren davranış vardır. Bu parti örgütü içerisinde kadınlar ve erkekler arasında süreğen bir gerilim söz konusudur.

İkinci soru cinsiyete dayalı işbölümü ile ilgilidir. Açıktır ki bunun en bariz örneği evsel işlerin, aile ve evin sorumluluğunun devamlı olarak kadına yüklenmesidir. Her ne kadar bazı ülkelerde biraz da olsa gelişme kaydedilse de, evsel iş ve sorumlulukların büyük bölümü hala kadına düşmektedir. Aktivistlerin çoğu için, aile yapılarını oluşturan bu burjuva ideolojisi, temel olarak erkeklere siyasi ilişkilerinde öncelik ve kolaylık sağladığından, pratikte bozulmamıştır. Cinsiyete dayalı işbölümünün bu yanı, sadece kadınların siyasete ayıracakları vakti çalmakla kalmaz, aynı zamanda kişisel, siyasi ve entelektüel enerjimizi de soğurur.

Partiler içinde bu bölünme birçok yolla yeniden üretilir. Kadınlar hizmetçilik işlerini yaparken erkekler siyasi işleri yaparlar. Siyasi örgütler içinde, emek piyasasında kadın emeğinin değersizleştirilmesinin mekanizmalarını yeniden üretiyoruz. Kral Midas’ın hikâyesinin tam tersi: neye dokunsak değersizleşiyor. En iyi örnek, örgütsel işlere kadın ya da erkek tarafından yapılmalarına bağlı olarak değer biçilmesi.

Üçüncü nokta, partiler içinde kurulmuş olan ataerkil iktidarın devamlılığı noktasıdır. Bu iktidar, erkeğin kadın üzerindeki iktidarı, erkeklerin engin otoritarizminin devamlılığı ile kendini gösterir: Kadınların söylemi değersizleştirilir, bir erkeğin desteğine muhtaç bırakılır, bazı durumlarda, liderler pozisyonlarını kadınlarda duygusal ve cinsel avantajlar elde etmek için kullanır.

Bunlar kadınların siyasi örgütlerden dışlanma dinamiklerinin bazılarıdır.

Bu Tartışmanın Bugün Dördüncü Enternasyonal’de Neden Gerekli Olduğuna Dair

Çoğu kadın yoldaş, devrimci partilere hem sosyalist hem feminist bir devrim yapmak için katıldıkları konusunda hemfikir. Bu yüzden hem sosyalist hem feminist partiler kurmak istiyoruz; bu tartışmayı gündeme Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşunun bir parçası olarak aldık. İçsel ve dışsal, olumlu ve negatif faktörlerin kombinasyonu bu tartışmaya dönmemizi gerekli kılıyor:

Enternasyonel, bir bütün olarak, 1979 Dünya Kongresi’nde kadınların kurtuluşu tartışmasının kazanımlarını, siyasi ve örgütsel açıdan pekiştiremedi. Seksiyonlarda tartışma ve eğitimlerin siyasi seviyesinde genel bir düşüş, özellikle kadınların kurtuluşu konusunda bir depolitizasyon süreci oldu. Özel önlemler konusundaki tartışma yarım bırakıldı ve birtakım yanlış sonuçlara varıldı.

Seksiyonlar emek gücünün değişen karakterini ve bunun işçi sınıfı hareketinin bileşenleri üzerideki etkisini analiz etmek konusunda yavaş davrandılar. Güncel ekonomik kriz içerisinde kadınların emek gücünden sürülmeyeceklerini söyleyebildik; ancak yönetici sınıfın aile, üreme, cinsellik ve ırkçılık konularındaki ideolojik saldırganlığının ağırlığını hafife alma eğilimi gösterdik. Bunun sonucunda, bunların işçi hareketi üzerindeki etkileri konusunda hazırlıksız yakalandık.

Batı Avrupa’daki birçok ülkede ve Amerika Birleşik Devletleri’nde, bağımsız kadın hareketinin kitle eyleminde bir gerileme yaşandı; başka örneklerde kadın hareketi, ekonomik krizin etkisiyle, sağa kaydı. Çoğu zaman seksiyonlar bu duruma kadın kurtuluş hareketinin önceliğini azaltarak cevap verdiler. Fakat sendikalar geri çekilme dönemindeyken, devrimci örgütler çalışanların durumunun iyileştirilmesinin imkânsız olduğunu söylemezler. Ve kadın hareketinde bir gerileme ya da feminist akımlarda bir zayıflama söz konusu olsa bile, bu feminist amaçlarımızı rafa kaldırmak için bir bahane olamaz.

Üçüncü Dünya’daki bazı ülkelerde, genel mücadelenin talepleri etrafında muazzam bir kadın örgütlenmesi oldu. Kadınlar mobilize olmaya başladığında, birçok seksiyonumuz sendikalar ve diğer kitle örgütlerinde daha geniş şekilde çalışamaya başladılar; aralarında kadınlar da vardı. Fakat bu spesifik olarak feminist gruplarda çalışma yürüten kadın yoldaşlar üzerinde, “kitle” örgütü olmadıkları için bu grupları bırakmaları konusunda müthiş bir baskı yarattı. Bu baskı karşısında birçok yoldaş bu grupları bıraktılar ya da seksiyonlardan ayrıldılar. Bu yüzden, yetişmiş kadın kadrosu kaybettik ve sonrasında kadın hareketinin feminist kısımları kitle hareketlerine yaklaşmaya başladıklarında meşruiyetimizi yitirdik, katılım sağlayamadık, feminizm tartışmalarımızda, hem örgüt içinde hem de dışında, büyük bir gerileme yaşadık.

Feminizmin ikincil olduğu bu durumlarda olumlu eylem önlemleri de zayıfladı ve parti içindeki kadın militanların durumunda da kötüleşme oldu. Seksiyonlarımızda organik bir devamsızlık meydana geldi: 1979’dan beri seksiyonlar ortaya çıktı ve yok oldu.

Genel olarak, seksiyonlar bu problemleri öngöremediler ya da yoldaşların bu problemlerle nasıl başa çıkacağı hakkında düşünmediler. Kadınların, kadın hareketinin katılımcıları ve liderleri olarak deneyimleri yoluyla ne kadar geliştikleri konusunda bilinçsizdik, bu yüzden bu dersleri ve becerileri genç kadın üyelere geçirmek konusunda, özellikle bu deneyimi direk yaşayamayacaklarını da göz önüne alarak, bilinçli önlemler almadık.

Batı Avrupa’da, gençlik örgütlerinde genç kadınların siyasi liderler olduklarını gördük. Bu gösteriyor ki olumlu eylem devrimci partiyi değiştirmek konusunda da etkili olabilir. Devrimci gençlik örgütlerinin genç kadınları liderlik yapılarına katma kapasitesini açıklayan iki faktör var. En önemlisi, gençlik örgütleri sürekli olarak liderliğin yenilenmesi ile meşguller. Yeni lider arayışları, bilinçli liderlik gelişimi konusuna vurgu yapıyor. Bu, genç kadınların kendilerini potansiyel liderler olarak düşünmesine ve gerekli eğitimi almalarına imkan tanıyor. İkincisi, genç insanların bilinçleri feminizmden etkilenmiş durumda, onların geçmiş alışkanlıklara bağlanmaya daha az ihtiyaçları var. Genç kadınlar değişim konusunda çok ısrarlı, genç erkekler en azından değişime açık.

Üçüncü Dünya ülkelerinde, genç insanlar, sanayileşmiş ülkelere nazaran, nüfusun çok daha büyük bölümünü oluşturuyorlar. Genç kadınların büyük çoğunluğu feminizmden direk olarak etkilenmiş olmasa da, bu kadınlar, kadınların geçmiş kuşaklara kıyasla kamusal hayatta daha çok var oldukları bir ekonomik ve politik kriz ortamında büyüdüler. Yine de, kadınlar hala en gaddar baskı biçimlerine maruz kalmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, çok sayıda çocuk ve ergen çocuk sahibi oluyor, bu da onların toplumsal ve politik entegrasyonlarının, gelişmiş ülkelerdeki genç kadınlara kıyasla, yetişkinlerin entegrasyonuna benzer şekil almasına neden oluyor. Bu, gençlik hareketinin ve Dördüncü Enternasyonalle dayanışma içindeki gençlik örgütlerinin gelişmemesinin nedenlerinden birisi. Genç kadınların devrimci liderler olarak gelişmeleri genellikle yetişkin örgütler içerisinde oluyor, bu da onların katılım koşullarında belirli çelişkiler olduğu ve gelişimlerine özel olarak önem verilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Ek olarak, çoğu genç insan, hayatlarında bir daha olmayacakları kadar, sorumluluklardan azadeler. Bu kadınlar için özellikle geçerli bu yüzden bu hızlı değişim döneminde elde edilecek beceri ve yaklaşımlar ileriki yıllar için önem taşıyor. Eğer kadınlar gençlik örgütleri içinde liderler olarak kendilerine güven kazanırlarsa, bu devrimci partide ilerleme için temel bir çerçeve sağlayabilir.

Birçok seksiyon, kadınların tam entegrasyonunun sağlanmaması ve kadın üyelerin kaybedilmesi tartışmalarının akabinde, olumlu eylem planlarını uygulamaya koyma kararı verdi. Bu planlar her ulusal duruma göre değişiklik gösteriyor. Örnekler arasında kadın komisyonlarını Merkez Komite toplantılarına çağırmak, ulusal düzeyde kadın hizipleri kurmak, kadınların ezilmeleri üzerine özel eğitimler vermek, yönetim organlarına kadınların katılımı konusunda çeşitli hedefler koymak, kadınların bir olumlu eylem planını tartışacağı ve izleyeceği özel toplantılar düzenlemek var.

Son yıllarda bazı seksiyonların durumu değiştirmek için kadınların liderlikleri (özellikle ulusal düzeyde) konusunda hedefler ve kotalar kullanma gayretleri gösteriyor ki:

Seksiyonların çoğunda, kadınların liderlik organlarında sayılarını ciddi şekilde artırmak mümkün; bu görevleri yerine getirebilecek kadınlar ve eğer daha önce bu görevler kendilerine verilmediyse, bu engeller yüzünden olmuştur.

Bu mekanizmalar sonucunda daha fazla kadının katıldığı organlarda –kadınlar kendi aralarında militanlar olarak karşılaştıkları sorunları tartışmaya ve parti hareketi inşa etmeye devam ettiği sürece- kadınların siyasi çalışmalarının koşulları iyileşir. Eğer kadınların eğitiminin gerekliliği daha çok dikkate alınırsa, cinsel şiddet konusundaki tartışmalar başka bir tona ve güçler ilişkisine bürünürse, kadınların toplantı saatleri ve tartışma biçimleriyle ilgili ihtiyaçları liderlik organları için ihtiyaçlar (kişisel ihtiyaçlar olarak değil) olarak meşrulaştırılırsa, bizim kadın konusundaki politikamız daha bürük bir ısrarcılık ve kesinlikle tartışılır hale gelir. Özet olarak, kadınların dezavantajlı konumlarını değiştirmek , ve dolayısıyla örgütün gelişimine yardım etmek , için gerekli güçler dengesini yaratma konusunda koşullar mevcut

Fakat liderlik organlarında çoğunluk oldukları durumlarda bile kadınlar erkeklerle aynı güce sahip olmadılar. Örneğin, uzun süredir çalışan erkeklerin enformel ağlarından ve siyasi otoritelerinden yoksundular. Erkekler hala toplantıların tonunu ve siyasi gündemi belirlediler. Kadınların liderlikte çok sayıda temsil edildikleri durumlarda bile, sıklıkla aşırı çalışmadan muzdarip oldular ve kendilerini etkili hissetmediler. Örgüt içinde erkek yoldaşlardan daha az desteğe sahip olduklarını gördüler. Bu yüzden, olumlu eylem bütün sorunları çözmedi-aslında, yeni sorunların tespit edilmesine yardım etti.

Seksiyonlarımızın olduğu birçok Üçüncü Dünya ülkesinde, kadın militanlar siyasi çalışmalarında başka sorunlarda da karşılaşıyorlar: partiler başka partilerle ilişki kurmak konusunda, misojenist gelenekler nedeniyle erkekleri tercih ediyorlar, bazen kadınları bu yüzden liderlikten dışlıyorlar; kadınların kamusal alan kabul edilmemesi, kadınların siyasi görevlerini yerine getirmede, gece dışarıda olmak ya da seyahat etmek tehlikeli veya yasadışı olduğu için karşılaştığı zorluklar. Birçok Üçüncü Dünya ülkesinde olduğu gibi, gizli gruplarda veya kültürlerin kadınların hayatını olağanüstü derecede izole ettiği ya da feminist hareketin hiç olmadığı ya da çok zayıf olduğu durumlarda, kadın militanların çektiği güçlükler büyür. Aynı zamanda, kadın üye bulmak da zorlaşır.

Liderlikle ilgili genel problemler parti içindeki baskı altında bulunan katmanlarda kendini gösterir: kadınlar, gençlik, göçmen işçiler, baskı altındaki ulus ve ırka mensup olanlar vs. Bu hem liderlik seçimlerinde sağlıksız süreçlere, hem de siyasi gelişmelerinin önünde belirli engeller bulunan üyelere yardım etmekte konusundaki zafiyete işaret eder. Yoldaşlar arasında, toplantı ve karar alma hazırlıkları çerçevesinde yapılan enformel tartışmalar ve işbirlikleri kolektif çalışmanın önemli unsurlarıdır. Fakat bu süreçlerden kadınlar genelde dışlanır. Kadınlarla yapılan enformel tartışmalar genelde siyasi tartışmalar ve kararlardan başka konular hakkındadır. Bir kadın yoldaşın siyasi sorumluluğu ya da görevi konusunda öneriler ortaya konduğunda bile, erkek yoldaşlar kadına danışma refleksini otomatik olarak göstermezler.

Kaynakların sınırlılığı ve zaman baskısı da göz önünde tutulursa, seksiyonlar çoğunlukla toplumun cinsiyete dayalı işbölümünü yeniden üretiyorlar. Liderlik seçimi kriterleri sıklıkla kadınların seçilmemesi eğilimini getiriyor; çünkü bu kriterlere içkin olan, bilinçli olarak analiz edilmemiş “eril” bir modele dayalı varsayımlar kümesi var. Örneğin, görevler için kadın yoldaşlar önerildiğinde, onların anne olmaları ve dolayısıyla eylemleri üzerinde sınırlar olduğu tartışılıyor. Aynı tartışmada, bir erkek yoldaş bu göreve önerildiğinde, onun çocukları olduğu, bunun eylemlerini etkileyip etkilemeyeceği gözönüne alınmıyor. Bunun altında yatan örtük kabul çocuk bakımının erkek yoldaşlara değil, kadın yoldaşlara düştüğüdür. Kadınların değerlendirilmesinde farklı kriterlerin kullanılması da yaygındır, bu sadece onların siyasi kapasiteleri için değil, bazı durumlarda, kişisel davranışları için de geçerlidir.

Bu engeller liderlik seçimlerinde, liderlik organlarının seviyesine göre, kadınların bu sorumluluklardan elenmesi anlamına gelir: yerel liderliklerde tabandakinden daha az kadın vardır; bölgelselde yerleden daha az; ulusalda bölgeselden daha az; ve yine uluslararasında ulusaldan daha az.

Liderlik organlarındaki rekabetçi ortam ve kadınların kendilerine güven eksiklikleri gözönüne alındıpında, liderlik pozisyonlarında var olmayı becerebilen kadınlar, geleneksel “yardımcı” rolleri üstlenmeye, kendilerinden daha bilgili ve tecribeli erkek bir akıl hocasından tavsiye istemeye ya da görevlerinin teknik kısmına sığınmaya zorlar.

Kadın konularını ve sorunlarını tartışma amaçlı görüşmeler çoklukla diğer amaçlar için gasp edilmiş ya da kadınlar, örgütün genel havasını dönüştürmeye güçleri ya da tecrübeleri olmadığından, kendi dertlerini hizipçi bir çerçevede tartışmaya zorlanmışlardır.

Gerçek bir tartışmanın olabileceği forumları yaratmayan tartışma biçimlerini sürdürdük. Bu tartışmalar, ileriye gitmemizi sağlamak yerine, “kazanmanın” karşıdakini “ezmek” üzere yapılan psikolojik teröre başvurduğu savaş alanları haline geldiler. Hizim kavgaları sıklıkla kadınları demoralize etti, onların liderlikten çekilmelerine sebep oldu ya da onları, erkeklerle eşit olduklarını kanıtlamak adına, bu davranış normalarını benimsemeye itti.

Bu göz korkutucu atmosfer birçok erkek yoldaş için de başetmesi güç bir durum ancak, kadınların aksine, onlar bu sorunları rekabetçi mekanizmalara ve eril liderlik modellerine uyum sağlayarak aşmaya calışıyorlar. Bu yüzden, açık olan sşu ki temel problem bir kollektif işleyiş problemi ve bu da varolan cinsiyete dayalı işbölümünü pekiştiriyor. (Kolektif işelişteki zayıflıklar gençler ve yaşlılar, işçiler ve entellektüeller gibi başka bölünmelerde de ortaya çıkıyor.) Kadınlar için bu işleyişlerle doğrudan mücadele etmek her zaman mümkün değil-aslında, böyle bir mücadelenin nasıl örgütleneceğini bilmek epeyce liderlik deneyimi gerektirir.

Kadınlar gündelik sorumlulukları ve toplumsal koşullanmaları dolayısıyla belirli birtakım sorunlarla karşılaşırlar. Tabi ki kadınlar devrimci partilere değişik toplumsal ve eğitimsel arkaplanlarla, cinsel yönelimlerle, farklı yaşlarda ve mücadelenin farklı dönemlerinde gelirler. Bu yüzden, farklı seviyelerde tecrübeye, bilgiye ve kendine güvene sahiptirler. Kadınlar kendine güven eksikliklerini her zaman çekingenlikle göstermezler-bunun tam tersi de olabilir. Sorumluluk gerektiren pozisyonlara geldiklerinde, kadınlar savunmacı bir agresiflikle de tepki verebilirler. Fakat bireysel olarak kadınlar seksiyonların liderlik yapılarıyla nasıl baş etmiş olursa olsun, örgütlerin şu anki durumu kadınlara karşı dolaylı olarak ayrımcılık uygular. Eğer biz olumlu eylem planları uygulamaz ve bunları denetlemezsek, bu süreç sadece devam edebilir.

Kadınların karşılaştıkları sorunlar konusunda eşitsiz bir bilinç Marksist hareket için her zamantarihsel bir problem olmuştur. Bu feminizmin farklı değerlendirmelerine ve “proleter ahlakı” meselesine yol açmıştır. Hareketimizde, cinsel şiddet ve sindirme gibi sorunlar tam anlamıyla tartışılmamış ve çözülmemiştir. Fakat birçok seksiyondaki olumlu ve olumsuz tecrübeler, kadın yoldaşlara ve genel olarak kadınlara karşı kabul edilmeyecek davranışlar hakkında birtakım kesin sonuçlar çıkarmamız için dayanak sağlar.

Burada söylenenlerin çoğu, yalnızca kadın üyelerin deneyimleri değil, parti inşası için genel çıkarımlardır. Olumlu eylen planının parti inşasının kendiliğindenci anlayışlarından kopmayı temsil ettiğini savunuyoruz. Devrimci örgütün inşasının işe yarar bir projesi olmadan bir feminizasyon siyaseti olamaz. Olumlu eylem üzerine tartışma örgütün tümünü,  araçlarını, eğitimin, ve kolektif işleyişini güçlendirmek için kullanılabilir. Bu tartışmadan şu sonuçlar çıkar:

a. Ulusal seksiyonlar kadınların radikalleşmesinin yeni biçimleri ve kadın hareketindeki tartışmaların evrilmesi karşısında dikkatli olmalıdır.

b. Seksiyonlar sosyalist feminist amaçlarını vurgulamakta daha cesur davranmalıdır.

c. Seksiyonlardaki kadınlar, tüm örgütün de desteğiyle, partide cinsiyete dayalı işbölümünün tezahürlerini dönüştürmek için kolektif bir mücadele vermelidir.

d. Devrimci partilerde kolektif bir liderlik kurmak için, cinsiyete dayalı işbölümünün tezahürleri hakkında bilinçlenme esastır. Bunu devrimci örgüt içinde başarmanın tek yolu denetlenen bir olumlu eylemdir. Kolektif liderlik kendi kendine doğmayacak, ancak iyice düşünülmüş önerilerle gerçekleşecektir.

Geçmiş Deneyimler-Kadınlar ve Devrimci Marksist Hareket

Bu bölümde kadınların geçmişte devrimci partilerdeki deneyimlerinin anahatlarını çizecek:

Kapitalizmde, sınıf mücadelesinin yükselişi, kadınların öz-örgütlülüğünde ve radikal ve sosyalist hareketlere katılımlarında bir artışa yol açtı. Marksiszmin kurucuları, kadının ezilmesinin materyalist bir kavrayışı için birtakım temeller ortaya koydular. Fakat kadın özörgütlülüğüne Marksizm’in bakış açısı, kadınların, gerek parti içindeki gerek genel olarak toplum içindeki, baskılarına bağlı olarak zaman içinde evrimleşti.

Yüzyılın başında, devrimciler, kadınların komunistler olarak örgütlenmesi gerektiğini savunarak, genellikle bağımsız kadın örgütlerine karşı çıktılar. Fakat Bismarck’ın baskıcı yasalarından kurtulmak için, Almanya’daki sosyalist kadınlar erkeklerden ayrı örgütlendi ve canlı bir siyasi hareket gelişti. Yasalar değiştiğinde bile kadın eylemliliğinin belirli biçimleri korunmaya devam etti (örneğin, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kutlanması, bir kadın dergisinin yayınlanması).

Lenin, Clara Zetkin ve Üçüncü Enternasyonel’in diğer liderleri, özellikle birleşik cephe ve sömürge ülkelerinde çalışma yürütmek tartışmaları sırasında, daha geniş bir yaklaşımı tartıştılar. Kadın işçilerin örgütlenmesi konusunda önlemler partinin kadın örgütlerini ve kadın dergilerini içeriyordu. İkinci ve Üçüncü Enternasyonelin uluslararası organlarının desteklenmesi, farklı ulusal durumlarda geri kalmışlıkla savaşmak için önemliydi. Kolonyel dünyada kadınların aktivitelerini düzenlemek için özel önlemler alındı (bkz. Komintern’in Üçüncü Kongre Kararları, 1921).

Bugün biz, kadınları kendi ihtiyaçları (ekonomik, toplumsal, ideolojik) etrafında örgütleme prensibine bağlıyız. Bu, devrimci temel üzerinde bağımsız kadın hareketi inşa etmek anlamına gelir. Kadınların kitleler halinde eylemde olacağı kampanyalar düzenlemeye ve diğer toplumsal hareketlerle, özellikle kadın hareketiyle sendikalar arasındaki bağları derinleştirmek üzerinden, işbirliği kurmanın önemine vurgu yapıyoruz. Çoğu kadının önce kendi sosyal sektörülerinde örgütlendiği, Üçüncü Dünya’daki gibi, ülkelerde, kitle eylemini ve kadınları toplumsal cinsiyet talepleri etrafında birleştirmenin gerekliliğini vurguluyoruz. Kadınları devrimci partiye çekmenin yollarını da arıyoruz.

Geçmişte, bazı kadınlar çeşitli devrimci partilerde öne çıktı. Bunlar genelde alışılmadık hayatlar süren entelektüellerdi; en iyi bilinenleri Alexandra Kollontai ve Rosa Luxemburg’dur. Bu kadınların yaşam öyküleri gösterir ki, kadın devrimcilerin hayatları kişisel açmazlarla doludur.  Fakat onlar bilindik ahlak ve aile hayatından, zamanının erkek devrimcilerine nazaran, daha güçlü bir kopuşa zorlandılarç açıktır ki siyasi insanlar olarak var olmalarının hayati bir bileşeni kadın arkadaşları ve onların kurduğu destek ağlarıydı.

Modern feminizm, işçi sınıfı kadınlarının erken dönem sosyalist ve işçi hareketlerindeki rolünü ortaya çıkarmaya başladı (örneğin, ütopyacı sosyalizm, süfrajet hareketi, Alman Sosyal Demokrasisi); fakat onların katılımı, bugün kadınların önünde açılan fırsatlarına kıyasla son derece kısıtlıydı.

Kadınların hayatlarının değişen biçimleri, ücretli emek gücüne girmeye devam edişleri, feminizmin etkisi, çok sayıda kadının artan kültürel ve politik seviyesi ve doğum kontrolüne erişme olanaklarının artması, bugün daha gemis sayıda kadını devrimci partilere kazanmayı, onların liderlik açısından gelişmelerini, her zamankinden daha olanaklı kılıyor. Yine de, kadınların hayatlarındaki aşamalar ve halenöncelikli çocuk yetiştiricileri olmaları, liderlik prollerini üstlenmeyi bırakın, anne olmakla devrimci bir militan olmak arasında seçim yapmalarının beklenmesi anlamına geliyor. Kadınların karşılaştığı özel problemlerin etkisini azaltmak ve parti üyelerini ciddi olduğumuz konusunda, pratiğmiz yoluyla, ikna etmemiz için elimizden geleni yapmalıyız.

Kadınlar ve Dördüncü Enternasyonal

Bu konuda Dördüncü Enternasyonal’in erken dönem tarihine dair bilgimiz çok sınırlıdır ancak ilk izlenimimiz, 1950’lerdeki sıkıntılı dönemin feminizme dair düşük dereceli bir farkındalık içerdiğidir. Ancak DE basınında yer alan çeşitli makaleler, kadına karşı baskının doğasına dair belirli bir algının varlığına işaret etse de, konu hakkında tartışmalar oldukça sınırlıdır. Geleneksel olarak DE üyesi kadınlar, zor zamanlarda seksiyonları ayakta tutan küçük örgütsel görevleri üstlenen ‘yardımcılar’dı. Çoğunlukla ekmeğini çıkarma rolünü üstlenerek tam-zamanlı işlerde çalışmışlar, böylelikle de seksiyona, eşlerine yetersiz bir aktivistlik ücreti ödeme olanağı sağlamışlardır.

İkinci dalga feminizmin yükselişinin DE’e büyük etkisi oldu. Kanada ve ABD’deki yoldaşlar, biraz da feminist hareketin ve kürtaj haklarına yönelik kampanyanın çoğu ülkeden önce oralarda gelişmiş olmasından dolayı, kadın hareketine dönüşün öncülüğünü yaptılar. Kadın yoldaşların bir feminist harekete dahli ve feminist harekette yer alan kadınların devrimci örgütlere üye olmasının bir sonucu olarak, seksiyonlardaki kadın üyelerin oranında ciddi bir artış yaşandı. Birinci Dünya Savaşı öncesi sosyalist hareketin devrimci partilerindeki kadın örgütlülüğü hiçbir zaman %10’u aşmamışken, 1970 itibariyle bazı seksiyonlarda bu oran %40’ı bulmuştu.

1970’lerin ortaları itibariyle DE seksiyonları feminist kampanyalarla dolup taşıyordu. Uluslararası basınımız, feminist hareketin stratejik tartışmalarını yansıtıyor ve kadınların tarihine dair yeni araştırmalarla ilgili yayınlar yapıyordu. Enternasyonal, kürtaj haklarına dair uluslararası bir kampanyanın teşvikinde, varlığının önemini kanıtladı. Avrupa, ABD ve Meksika’daki Kadın Komisyonlarının tamamı, 1979’daki kadınların kurtuluşuna dair kararları şekillendiren siyasi ve ideolojik analizler hakkındaki tartışmaya katkı sundular. Kadınlara yönelik olumlu eylem tartışması özellikle Avrupa, Kanada, ABD ve Avustralya’da yoğunlaşmıştı; bunun nedeni de, buralarda kitlesel feminist hareketin varlığından dolayı kadınlara yönelik baskıya dair temel meselelerde halihazırda bir uzlaşma sağlanmış olmasıydı. Modern hareketin çözümlemesi hususunda temel olarak gelişmiş kapitalist ülkelerin deneyimini yanısıtıyor olsa da bu metin -tartışma tamamlanmamış ve öne sürülen ilkelerin sindirilmesi yarım ve dengesiz kalmış olsa bile- yoldaşları feminizmin temel ilkelerine dair eğitmek için temel bir metindi.

Bugün bu tartışmanın bazı sonuçlarını yeniden gözden geçirmek durumundayız. Programımızın içselleştirilmesi için yetersiz ve idealist bir yaklaşım bu tartışmada hüküm sürmüştü. Metin, erkeklerin cinsiyetçi ve heteroseksist tavırlarına meydan okunmasına dair idealist bir yaklaşıma sahipti, ve devrimciler dahil olmak üzere farklı nesillerde bunların nasıl yeniden üretildiğini çözümlemekte başarısız olmuştu; bu nedenle de siyasal olarak kavradığımızı örgütsel alanda konsolide edememiştik. Bu sorunlar, aile ve cinsellikten (yalnızca kadınların konumu değil, heteroseksüel modele meydan okuyan her şey), dini önyargılara (dine ve inanca dair bireysel haklar değil de, kadınlarla ilişkili bütün muhafazakar geleneklere) kadar her şeyde mevcuttu.

Metnin başka bir zaafı da, kadınların siyasal, sosyal ve hukuki eşitliğine dair hedefi, sanki erkek haklarının kendiliğinden ve aşamalı bir şekilde genişlemesi yoluyla gerçekleşecekmişgibi koymasıydı. Bu iddia, kadınların kamusal alanlardan ve erkeklerin imtiyazlarından dışlanmasının dinamiklerini hiç hesaba katmıyordu.

Bu aşamada DE’deki kadınların örgütlülük seviyesinde, bazı seksiyonlardaki tavır değişikliğinden dolayı ya da kitle üzerinde etkili “faydalı bir parti” olma gibi hastalıklı ve karikatürize bir fikirden dolayı, kadınlar bu iki süreçte de yer almış olmalarına rağmen, sona gelindi. Ek olarak, sanayiye dönüşün unsurlarından biri, ağırlıklı olarak eril olan endüstriyel işçi sınıfının sektörlerini vurgulamaktı.

Kadın hareketinin düşüşe geçmesiyle beraber bu durum kadın kadrolarının, özellikle de 1970’lerde örgütlenmiş kadınların kaybıyla sonuçlandı. Kadınların örgütlülüğü azaldı, örgüt de, kadın yoldaşların kadınların özgürlük mücadelesindeki faaliyetlerine daha az önem vermeye başladı. Bu da pek çok seksiyonda feminizmin marjinalizayonuna sebebiyet verdi.

Erkek-egemen endüstrilere dönüş yapan kadınların çoğu da cinsel istismar ve diğer kadın işçiler tarafından yalıtılma gibi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Kamu sektörü sendikalarında veya ‘dişil’ mesleklerde kalan kadınlar, kendi deneyimlerinin gözardı edildiğini gördüler. Bazı seksiyonlarda, kitlesel kadın hareketi önderliği yapmış olup da artık o yönetici konumu olmayan bazı kadınlar için de, bir ‘prestij kaybı’ yaşandı. Başka bir alanda faaliyet göstermeyi öğrenene kadar bu kadınlar seksiyonlarında çok daha az değer görmüş, marjinalize edilmiştir.

Enternasyonal’deki Uluslararası Kadın Komisyonu’nun faaliyetini sona erdirmek, özellikle de Enternasyonal’in önderliğinde yer alan kadın sayısının azlığına bakılırsa, çok ciddi bir hataydı. 1979 ile 1985 arasında, Enternasyonal’e yeni seksiyonların katıldığı dönemlerde, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki kadın hareketi tarafından sunulan siyasal sorulara veya yarı-sömürge ülkelerde kadınların öz-örgütlenmesinin yarattığı yeni olasılıkların artmasına dair kolektif bir tavır geliştirilmemişti.

Bazı ülkelerde, yoldaşlarımız siyasal ve kamusal alanda kadınların nasıl ayrımcılıklarla karşılaştığına işaret ettiğinde, kendilerini uzlaşmacı bir konumda buluverdiler. Kadınlar da kendi açılarından aynı konumla karşı karşıya kaldılar. Eşitlikçi ve devrimci partiler inşa edeceksek, bu çelişkinin üstesinden gelmeli ve kadınların iç hayatımıza ve kamusal faaliyetlerimize tam katılımını sağlamaya çalışmalıyız.

Olumlu eylem ilkesi 1986’daki tartışmayla yeniden canlandırıldı. Kadınların koordinasyonu için hem Enternasyonal çapında hem de Avrupa ölçeğinde çeşitli yapılanmalar oluşturuldu. Ayrıca Latin Amerika seksiyonlarının koordinasyonu ve siyasi çözümlemeler için mekanizmalara dair uzlaşmalara varıldı. Ancak on yıl kadar önce yaptığımız teorizasyon ve yapılan iş ile şimdi oturtmaya çalıştığımız arasında bir devamsızlık var. Kadın hareketi büyük bir değişim yaşamıştır. Bugün artık on yıl önce hiç var olmadığı yerlerde kadın hareketi çok canlı. Kendimize sormamız gereken bir soru da, şimdi ne tür bir olumlu eylemin uygun olacağıdır.

“Kadınlar için olumlu eylem”le ne kastediyoruz ve olumlu eylem niçin gereklidir?

Devrimci örgütler ezilen kitlelerle birlikte işçi sınıfı kitlelerini de örgütlemeyi ve böylece devlet iktidarını ele geçirerek tüm toplumsal baskı ve sömürü mekanizmalarını ortadan kaldırmayı hedefler. Devrimci partilerin üyelerinin birleşik eylemi bu stratejik amacı gerçekleştirmeye hizmet eder. İşçi sınıfının bu örgütlere aktif katılımı, bu amaca ulaşmak için bir önkoşuldur ve devrimci dönüşüm için zorunludur. Bu nedenle devrimci örgütler içinde işçi sınıfının hegemonyası desteklenmelidir.

Bu bakış açısının yanı sıra, modern proletaryanın geçirdiği dönüşüm de göz önünde bulundurulmalıdır. Hem yarı sömürge toplumlarda hem de Batı’da proletaryanın yeni katmanları ortaya çıkmaktadır. Genellikle bu yeni katmanlar, örgütlü işçi sınıfının çoğunlukla göz ardı ettiği, kadınlar, siyahlar, baskı altına alınan ulusal azınlıklar gibi özel olarak baskılanmış gruplardır. Eğer devrimci partiler ırklara, cinsiyete, ulusal azınlığa, kastlara ve toplumsal pozisyonlara körlerse, eşitsizliği ancak yeniden üretebilirler. Kadınlar için olumlu eylem, diğer gruplar için bunun yapılmamasını gerektirmez. Aslen kadınlar çoğunlukla bu diğer ezilen grupların da içindedirler. Bu nedenle kadınları güçlendirmeye yarayan reformlar parti içinde diğer grupların da güçlenmesini sağlar.

Olumlu eylem kadınların partinin siyasal yaşamına katılmasının önündeki engelleri kaldırma anlamını taşır. Aynı zamanda kadınların toplumda bugün ayrımcılığa uğradığını kabul etmemizi gerektirir. Kadınların kendi arasındaki toplumsal farklılıkları tanır ancak kadınların sadece cinsiyetleri nedeniyle ezildiği yaklaşımına dayanır. Olumlu eylem konusunda partilerin daha bütüncül bir bakış açısı gerçekleştirmesi ve partinin bundan sonraki adımlarını gözden geçirmesi gerekir. Olumlu eylem, geçmişe yönelik olarak bilinçli ve özeleştirel yaklaşımı gerektirir. Sorunların kendiliğinden çözüleceği yaklaşımının reddi üzerine kuruludur. Olumlu eylem, “insan yapımı-suni” önlemler demektir çünkü mücadele ettiğimiz eğilim “doğal”dır.

Siyasi partilerimizin içinde çoklukla cinsiyetçi işbölümünden kaynaklı tartışmalar yaşamaktayız. Partinin işleyişi, liderliğin yapısı ve çalışma tarzı özsel olarak “erkeksi” bir alanda inşa ediliyor. Bireysel gelişim her zaman kolektif çalışmanın karşısına konuluyor ve reddediliyor.  Ancak kolektif önderlik içinde kadınların bilgi, birikim ve yeteneklerinden yararlanmak istiyorsak, bu yanlış karşı karşıya koyuşu da reddetmeliyiz.  Çünkü sadece “yetenekler” cinsiyete göre parçalanmış değil, aynı zamanda kadınlara ait olan bazı yetenekler de genellikle küçümseniyor ve değersizleştiriliyor, işgücü piyasasında olduğu gibi, partilerimizde de.

Bir liderlik kriteri geliştirmek için örgütü büyütebilecek belirli yetenekleri sıralamak gerekebilir ama bunu yaparken sadece erkeklere özgü bir takım “yetenekleri” sıralamaktan kaçınmak gerekir. Bireysel inisiyatif ve rekabete ilişkin vurgunun ve algının saygıyı ortadan kaldıran ve kolektif çalışmaya zarar veren unsurlar olduğunu görmezden gelemeyiz. Diğer taraftan hem soyut kuramsallaştırma hem de kolektif çalışma becerileri liderlik kriterlerine dahil olmalıdır. Bunlar siyasi partinin mayasında olmalı ve herkes tarafından öğrenilmeli, aynı liderlik gibi, sürekli yenilenmelidir.

Diğer bir önemli sorun, politik değerlendirmede kadınlar ve erkekler için farklı kriterler kullanılmasıdır. Aynı sorun homoseksüel bireyler için de geçerlidir.

Bütün bu sorunları aşmak, sadece kadınların ya da bireylerin yürüteceği mücadeleye bağlı değil, cinsiyetçi işbölümünü yeniden üretmemek konusunda duyarlı olan bütün bir örgütün sorunu olarak görülmelidir. Ancak elbette kadınlar bu amaca ulaşmakta ana faktör olacaklardır.

Ek olarak, siyasi örgütlerde kullanılan semboller de çoğunlukla erkek iktidarına gönderme yapmaktadır. Sadece dilsel işaretler değil, aynı zamanda şiddetperverlik de siyasi temsilde önemli bir yer tutmaktadır. Aynı zamanda siyasal örgütlerde tartışmaların yapılış biçimleri ile birlikte ortaya çıkan son derece rahatsız edici sert atmosfer, kadınlar aleyhine aşırı derecede eşitsizlik yaratıcı ve baskılayıcı bir işlev de görmektedir.  Bu kadınların toplumsal durumuna bağlı olarak siyasi katılımlarını zorlaştıran annelik, toplantı zamanları, kreşler gibi kadına yönelik ayrımcılığın toplumsal mekanizmalarına karşı mücadele araçlarımız yoksa, daha da geçerlidir. Bazı sınırlarımızın olduğunu çok iyi biliyoruz: siyasal örgütler içinde yaşadıkları toplumun yarattığı toplumsal farklılıklardan bir çırpıda kurtulamaz. Ama bu kadınların siyasi katılımını güçlendirecek alternatifler aramamak için bir bahane de olamaz.

Siyasi atmosfer halen gündelik düzeyde kadına yönelik şiddet üreten bir davranışlar ve ilişkiler bütünü tarafından yönlendirilmektedir. Dilin kullanımı, saldırgan bir hamilik ilişkisi kurma, manipülasyonlar, psikolojik şiddet, partinin işleyişinde ya da tartışmalarda yaratılan korku ve devrimci örgütlerde yok olduğunu söyleyemediğimiz fiziksel ve cinsel şiddet. Ve bu davranışlarda bu şiddete karşı mücadele etmeyi daha da zorlaştıran erkekler arasında cinsiyetçi ve patriyarkal bir dayanışma görürüz.

Diğer bir sorun ise, feminist çalışmanın küçümsenmesidir. Harekete yönelik müdahalelerimizin zayıflığı, örgütlerimizin feminizasyonunun önündeki en önemli engeldir. Baskı, güç ilişkilerini kadınlar lehine değiştirmenin ana aracıdır. Hareketin zayıflıkları ya da geri çekilişi, bu hareketlere katılmamamız için, hele siyasi örgütlerimizde feminist mücadele vermeye devam etmememiz için kesinlikle gerekçe olamaz. Örgütlerimiz feminist hareketin gücüne ya da güçsüzlüğüne göre feminist çalışmaya değer verecek kadar zayıf olamazlar. Feminist hareketin güçsüz olduğu yerlerde feminist çalışmanın da önemsenmemesi kadınların militanlık düzeyini de azaltan bir işlev görür. Hatta kadınların militanlık düzeyi feminist çalışmaları ile değil, diğer işlerde gösterdikleri yaklaşımla belirlenir.

Ek olarak erkek egemen örgütlerimiz genellikle siyasi analizlerinde toplumsal cinsiyet analizlerini gözden kaçırırlar. Kadınlar yokmuş gibi konjonktür analizi yapabiliriz, kadınsız devrimci süreçleri tartışabiliriz…  Bu yaklaşımın temelinde kadınların işlerinin, feminist çalışmanın sadece kadınları ilgilendirdiği, liderliği de dahil olmak üzere partinin bütününü ilgilendirmediği varsayımı yatar. Burada da kadınların safdışı edilmesinin bir örneği ile karşılaşırız.

Bu dışlama dinamiğinin sonucu kadınların genel siyasi projenin de kenarına itilmesidir. Gerçekten kenarda hissediyoruz, çünkü öyleyiz. Kadınlara özgü psikolojik sorunlar nedeniyle değil, bizim sorunlarımızı kenara iten bir siyasi partiye bağlılığımızı her gün yeniden test etmek durumunda bırakılmamızın yarattığı yüksek bedel yüzünden.   Liderliklerdeki kadın kadrolarımızı kaybediyoruz, bu da müdahale gücümüzü zayıflatıyor.

Kadınları Devrimci Partilere Örgütlemek

Bu bölümde kadınları devrimci partilere örgütlemek için gerekli olan stratejinin ana hatlarını konuşacağız:

– Kadınları siyasi perspektifimize kazanmak istediğimize ilişkin niyetimiz açık olmalı. Bu, kadınların devrimci deneyimini gösteren sembollerin kullanımı, dergilerde kadın konusuna daha fazla yer verme, kadınları propagandist, formatör, yazar, aday ve sözcü olarak yetiştirmeyi öncelemeyi gerektirir. Bunun için de toplumsal hareketlerdeki kadın liderlerle de işbirliğine dayalı bir yaklaşım ortaya konmalıdır.

– Parti kadınlara özgü alanlarda daha fazla çalışma yapmalıdır. Özellikle yarı sömürge ülkelerde kadına yönelik sömürü ve gündelik yaşamdaki sorunlar arasındaki bağlantıların kamuya açık biçimde konuşulacağı etkinlikler organize edilmelidir.

– Kadınlar için destekleyici ve işbirliğine dayalı bir atmosfer yaratmak amacıyla partinin örgütsel yapısı ve işleyişi gözden geçirilmelidir. Bu her şeyden önce kadınların ne istenmeyen cinsel imalar, ne cinsel taciz ne de elitist davranışlar nedeniyle “aptal” ya da aşağılanmış hissetmeyeceği bir ortam yaratılması anlamına gelir.

– Örgütün büyüklüğünün de kadınların konumunu etkilediğini biliyoruz. Küçük örgütlerde kadınların karşılaştığı sorunları toplumsal bir karakteri olan objektif sorunlar olarak tanımlamak daha zor olabiliyor. Parti daha çok sayıda kadını örgütleyerek büyüdükçe kadınlara özgü sorunlara da daha fazla yer vermeye başlanıyor. Bu formasyon yöntemimizin, işleyişin de gözden geçirilmesini beraberinde getiriyor.

Olumlu Eylem Planı Başka Hangi Önlemleri İçermeli?

Olumlu eylem siyasası geliştirmek parça parça önlemler almayı değil, dışlanmanın “doğal” dinamiklerine karşı genel bir politika geliştirmeyi gerekli kılar. Bu bağlamda, olumlu eylem elbette insan yapımı/sunidir. Bu politikayı geliştirmenin ilk koşulu, güçler ilişkisini değiştirmektir. Bu amaç için genel programatik ve siyasal entegrasyonla beraber, işleyişimizi değiştirmek, kadınları liderliğe entegre etmek konusunda bilinçli bir politika geliştirmemizi gerektirir. Siyasi partilerdeki kadınlar ve erkekler olarak biliyoruz ki, liderlik değişmezse gerçek değişim olmaz.

Bu temel yaklaşıma ek olarak, kadınların iç örgütlenmesi kadınların güçlenmesinin ana koşullarından bir tanesidir.

Kadınların güçlenmesİ, kadınlar arası dayanışmanın güçlenmesi ve kadın sayılarının büyümesi için aşağıda bazı olumlu eylem önerilerini sıraladık:

Feminist çalışmamızı örgütlemek:

1. Seksiyonlarda kadın komisyonlarını oluşturmak / güçlendirmek

2. Enternasyonel içindeki kadın hareketinde çalışan organları güçlendirmek ve DE üyesi kadınların bölgesel olarak toplanmasını teşvik etmek

3. Liderliklerde kadın özgürlüğü hareketini düzenli olarak tartışmak ve ortaya çıkabilecek sorunlara karşı kolektif sorumluluk almak. Kadınlar arasındaki görüş farklılıkları ortaya çıkarsa bunları sağlıksız olarak değerlendirmemek ve bunu bütün örgütten saklama yoluna gitmemek.

4. İlgili organda kadın yoksa, kadın komisyonunu tartışmalara dâhil etmek

Eğitim:

1. Kadın özgürlüğü konusundaki eğitim, tartışma ve analizlere birincil öncelik vermek ve bu konulara olan “yatkınlığın” üye alımında merkezi bir kriter haline getirmek

2. Kadınların eşit ya da çoğunlukta olduğu eğitim faaliyetleri organize etmek. Eğitim tarzlarının kadınların ve daha az deneyimli yoldaşların cesaretini kıracak şekilde geleneksel olmamasını sağlamak

Parti imajı ve profili:

1. Yayın organlarında kadın konularının işlenmesini sağlamak

2. Kadınlara yönelik özel örgütlenme kampanya ve çalışmaları yapmak

Liderlik:

1. Kadınların lider olarak görünür olmasını sağlamak

2. Gençlik örgütlerinde genç kadınların liderliklerde olmasını teşvik etmek

3. Gerçekleştirecekleri görevler konusunda kadınların kendilerine güvenmelerini sağlamak için kadın eğitimine özel bir önem vermek

4. Az sayıda kadına çok fazla iş vererek aşırı yorgunluk sendromu yaratarak onları siyasi aktiviteden çekilmeye zorlamamak

5. Liderliğe katılımda kadın özgürlüğü mücadelesi konusunda bilgi ve ilgi sahibi olmayı kriter haline getirmek

Genel davranışlar ve işleyiş:

1. Cinsel istismar ve şiddete biçimlerine yönelik bir tüzüğe sahip olmak

2. Cinsiyetçi dil ve şakalardan kaçınmak

3. Tüm katılımcılara eşit hak verilen divan ve konuşma prosedürleri konusunda hazırlık yapılmış, maksimum sayıda insanın katılacağı toplantılar düzenlemek

4. Ulusal ve yerel toplantılar düzenlerken çocuklu ebeveynlerin durumunu göz önünde bulundurmak

5. Samimi bir atmosfer yaratılmasına daha fazla değer vermek

Özörgütlenme ve Demokratik Merkeziyetçilik

Bu tartışmayı örgütlerimizde yaparken devrimci bir örgütün parametrelerinden emin olmalıyız. Kadınların toplumsal olarak Ezilmesine neden olan özel mülkiyet ilişkileri ortadan kalkmadıkça kadınlar özgürleşemez. Üyeler de bu anlayışta olmalıdır.  Hiçbir örgüt kadınların ezilmesine son veremez.

Ancak pek çok yoldaşımız bu nesnel sınırlamayı yapacak pek birşey olmadığı yönünde özürcü bir biçimde kullanıyorlar. Bu tip muhafazakar ve gerici bir akıl yürütmeyi de kategorik olarak reddetmeliyiz.

Devrimci Marksist örgütler varolan ezilme biçimlerine karşı bugünden başlayarak maddi sınırlılıkları da anlayarak karşı akımlar yaratma sorumluluğundadır. Bunu ırkçı sömürüye ve sınıf hareketine ilişkin nasıl yapıyorsak kadınların ezilmesi konusunda da yapmalıyız.

Ama devrimci örgütler kadınlara ulaşabilir ve işleyişini kadın-dostu hale getirebilir. Kadın örgütleri, komisyonları bu süreci hızlandıran bir işlev görürler.

Liderlik Kriterleri

Olumlu eylem tartışmasının en önemli unsurlarından bir tanesi liderlik sorunudur. Konuya bütüncül biçimde yaklaşılmazsa örgütlerdeki kadınların sorunlarına da değinilmiş olmayacaktır. Liderliklerin yapısı ve işleyişi ile ilgili gerçek bir değişimi garanti altına alan nesnel kriterler geliştirmek zorundayız. Liderlikte sadece siyasal süreklilik bir kriter sayılamaz, kolektifin bir parçası olabilmek, belirli kritik çalışma alanlarında önderliği alabilmek, diğer üye ve aktivistlerin güvenini kazanmak da gerekir. Eğer liderlikte kadınlar düzenli olarak yeterli oranda temsil edilmiyorsa o liderlik de belirli ölçüde işlevsizdir. Olanağın olduğu yerde tam bir eşitliği savunmalıyız ama bu kaba, katı bir şemadan ziyade, kadınların rollerinin değişeceği değil, partinin çalışmalarını dönüştürebileceği bir şekilde olmalı. Eşit sayıda kadının liderliğe girmesinin olanaklı olmadığı durumda da ilgili liderlik organlarına kadınların daha fazla sayıda girmesini hedefleyecek stratejiler geliştirmeliyiz.

Sonuç

Bu yazının amacı olumlu eylem üzerine olan tartışmaları yeniden başlatmaktır. Bir bakıma, yazılması gerektiği zamandan 10 yıl sonra ortaya çıkmıştır. Fakat, kadınların öz-örgütlülüğü tarafından desteklenmiş ve önderlik tarafından teşvik edilmiş olan kadınların radikalleşmesinin önemli bir döneminde ortaya çıkan siyasi olduğu kadar örgütsel kazanımların da kristalize edilmesi için çok geç değil.

Kadınların hareketi, sendikaların kurumsal dışavurumuna sahip değildir. Bizler, kadınların sorunlarının devamlılığı üzerindeki devrimci tavrımız ortadan kalkmasın veya kaybolmasın diye kendi seksiyonlarımız içinde ve Enternasyonel’de yapılar kurmayı ve bir anlayış yaratmayı çabaladık. Bazı ülkelerde, kadın hareketi bir gerileme dönemi yaşadı. Fakat o ülke için veya uluslararası alanda, eğer modern feminizmin kazanımları bizlerin programına ve pratiğine tam anlamıyla yansıtılırsa, alınan dersler hiç unutulmaz. Bu soru üzerinde uluslararası bir bilanço çıkarabilmemiz tüm seksiyonlarda öneriler yoluyla çalışma ile mümkündür.

Geçtiğimiz yıllarda DE tarafından geliştirilmiş olan siyasetin olumlu doğasını tekrar ifade etmek gerekiyor. Yeterli olmasa bile bir dizi önemli tedbir uygulandı. Hala süregiden en temel zorluk ise, bu tarz bir siyaseti, seksiyonlarımızda eksiksiz bir biçimde sürdürebilmektir. Böylesi özel tedbirler alarak, partiyi bir bütün olarak tutma çerçevesi içinde, “komünistler arasında cahiliyetin” herhangi bir türüne karşı çıkacağız, aynı zamanda tüm kademlerde kadınları kazanacağız ve oralarda kalmalarını sağlayacağız. Bu, örgütlerimizin siyasi projelerinin kadınların ve erkeklerin kolektif projeleri olmasını sağlamanın da tek yoludur.

 

*Bu metin 4. Enternasyonel’in 13 üncü Dünya Kongresi kararıdır. Biraz erken tarihli bir metin olduğu halde, partilerin içinde kadınların durumuna ilişkin az sayıda derli toplu metinden biri olduğu için, yapılagelen tartışmalara da ışık tutması bakımından çevirdik. Görkem Akgöz, Ecehan Balta, Anna Maria Aslanoğlu.