ankara-terör-saldırı-9

 

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.”

 

Diyarbakır ve Suruç’tan sonra 10 Ekim’de Ankara’daki Barış yürüyüşünde yapılan katliam nasıl bir dünyada yaşadığımızı çok ağır bir biçimde gösterdi.
 
Faillerin kimler olduğuna ilişkin kimsenin şüphesi yok. Dünyanın bir dizi ülkesinde böyle olaylar cereyan da edebilir. Ama böylesine büyük bir vahşetin gerçekleşmesi için koşulların nasıl şekillendiği, bir anlamda davetiye çıkarıldığı da asla gözden uzak tutulmamalıdır.
 
Türkiye’yi yönetenler yıllardır cihatçı akımları dış politakada kullanacaklarını sanarak, müsamahakar davranarak, kimilerini destekleyerek yalnızca bir geçiş yolu olarak değil aynı zamanda bir yuvalanma mekanı olarak fiilen hizmet verdiler. IŞİD’i olmadık örgütlerle aynı kefeye koyarken göstermelik kimi kovuşturmalar dışında onlara “yol verdiler”. Kendilerinin milli ve yerel görmedikleri katledildiğinde olayların devamında bir beis görmediler.
 
10 Ekim barış mitingi, adı üzerinde savaşa karşı bir mitingti ve hükümet farkında değilse de hükümetin yürüttüğü savaşçı politikaya karşı bir mitingti. Hükümet araya olmadık örgütlerin adını katarak maktulle katili özdeşleştirmeye, cihatçı katilamı bir anlamda meşrulaştırmaya yönelmiştir. Bütün dünyanın bildiğini hükümet henüz incelemektedir. Bir AB bakanı IŞİD, PKK işbirliğinden bahsetme becerisini bile gösterebilmiştir.
 
Barış güçleri yitirdiklerinin anısını canlı tutmak için safları sıklaştırmalı. Tıpkı 10 Ekim gibi birlik olarak öncelikle 1 Kasım seçimlerinde HDP’nin güçlenmesine çalışmalı. Ama çok daha önemlisi bu olayı asla ve asla unutmamalı. Daha beterinden sakınmak için kendi gücüne güvenmeli, barış güçlerinin birliğinin devamlığını sağlamalıdır.

 

“Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol